21 Nisan 2014 Pazartesi

KÜÇÜKÇEKMECE BELEDİYESİ'NE HATIRLATIRIZ: NECİP FAZIL'IN 110. DOĞUM YILDÖNÜMÜ


Necip Fazıl, solcular veya sekülerlerin saldırısına uğramasa gündeme gelmiyor; bu nedenle Necip Fazıl düşmanlarına teşekkür etmemiz lazım. Büyük şahsiyetler, hem dost hem düşmana sahiptirler. Görünen o ki Necip Fazıl dostları (talebeleri), iktidar sahibi olunca üstatlarını unuttular.  Hedefe ulaştık, artık kanaat önderlerine ihtiyacımız yok mu demek istiyorlar. Çok akıllılar ve kimseden akıl alacak değiller. Hele de son aylarda yaşananlar, bunu apaçık ortaya serdi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, yerel seçimler sonrası yaptığı balkon konuşmasında medeniyet tasavvuru vurgusunda bulundu, peki mihenk taşlarımızdan Necip Fazılsız bir edebiyat, kültür ve medeniyet düşünülebilir mi? Öte yandan onun ocağında yetişmiş Sezai Karakoç da isminden, karizmasından yararlanılan bir figür haline geldi. İskender Palaların, Selim İlerilerin aldığı ödüllere layık görülmüş oldu. Mehmet Âkif, yarışmalar şairi olup kaldı, fikirleri hâlâ Mısır sürgününden ülkemize dönemedi.
İktidarın bir medeniyet tasavvuru olmadığı ortada. Cemaatsiz camilerle, TOKİ gibi minicik bir kütüphanesi bile olmayan koca koca siteler inşa eden kurumlarla bir yere varılamaz. Roma ve Antik Yunan, taştan yapılarla değil edebi ve felsefi inşalarla ayakta kalmıştır. Bir medeniyet tasavvur edilecekse gençlerle edilir. Kültür, gençlerin geniyle dirilir, hard-disklerle değil gençlerin beyniyle geleceğe taşınır. Ak Parti iktidarı boyunca adam gibi, yerli, enerjik bir kültür bakanımız bile olamadı. Yazık. Ben, 37 yaşımın çevresi ve görgüsüyle iktidara en az on kültür bakanı önerebilirim. Yaşını başını almış nice abilerimiz var, kültür meselelerinde hiç mi onlara danışılmaz.
            İktidar belediyeleri kültürle ilgili ne yapıyor. Hiç. Hâlâ seküler şairler -düşünürler demeyeceğim, çünkü sekülerlerden düşünce adamı çıkmaz-, romancılar, öykücüler; belediyelerin kültür faaliyetlerinde, üniversitelerde ve Milli Eğitim’de el üstünde tutuluyor. Resim, heykel, müzik, sinema, bale vs. bunlardan geçtik; İslami kesim olarak dünya çapında bir tek şiirimiz var, ona bile sahip çıkamaz durumda iktidar. Kafasını ekonomiye, hazineye gömmüş bir şekilde paranın medeniyetini yapıyor ancak, gıcır gıcır paralar dururken gençlerle niçin ilgilensin.
Bunları sözde medeniyet tasavvuru olan iktidara hatırlatmayı bir borç biliyorum, ve bilinsin ki hiçbir düşünürün, sanatkarın iktidara ihtiyacı yoktur. Burada bir davadan bahsediyor ve samimi olanlara sesleniyoruz. O kadar. Uyku çok derin, gençler hususunda Gezi Olayları bile iktidarı uyandırmaya yetmedi. 2002’de iktidara gelenler, artık yaşlandılar. İktidarın kesinlikle genç bir enerjiye ve yeni yüzlere ihtiyacı var.  
           Necip Fazıl demiştik, konuya dönelim. Bilindiği ve defalarca belirttiğim üzere Orhan Veli, Cumhuriyet neslinin ilk yapma şairidir. Dönemin yeni rejimi gibi köksüzdür. Köklerini Batı’da aramaktadır. Bugünkü manada tam bir sekülerdir. Abartıldı. Çok abartıldı. Hem solcular hem İslami kesim tarafından. Akademisyenler ise kolay bir şiirden kolay bir unvan elde etmek için ona sarıldılar. 2014, Orhan Veli’nin yüzüncü doğum yıldönümüymüş, kitaplarını basan YKY, anısına İstiklal Caddesi’nde sergi açtı. Kapitalist bir tutum bu, anlıyoruz. Peki iktidar partisi tarafından yönetilen Küçükçekmece Belediyesi, büyük medeniyet tasavvuru için mi Orhan Veli hakkında sempozyum yapıyor. 2014, aynı zamanda Necip Fazıl’ın 110. doğum yıldönümü. Bakalım, Beşiktaş ya da Kadıköy gibi belediyeler Necip Fazıl hakkında sempozyum yapacak mı. Daha acısını soralım, Küçükçekmece Belediyesi Necip Fazıl hakkında sempozyum yapacak mı. Şimdi şu seslenişte bulunma zamanıdır: Kendinize gelin beyler, kendinize gelin.  

Zafer Acar

DİL VE EDEBİYAT DERNEĞİ CUMALİ ÜNALDI'YI AĞIRLIYOR



Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Gençlik Komisyonu, edebiyat çevrelerinde beğeniyle karşılanan etkinliklerine devam ediyor. TDED Gençlik Komisyonu, 25 Nisan Cuma saat 18.30'da, modern şiirimizin ustalarından Cumali Ünaldı Hasannebioğlu'nu ağırlayacak. Derneğin Eyüp'teki genel merkezinde gerçekleştirilecek söyleşide, misafirlere şairin Beyan Yayınları'ndan çıkan "Andolsun Aşka-Toplu Şiirler"i hediye edilecek. Bu önemli programa bütün şiirseverleri bekliyoruz.

20 Nisan 2014 Pazar

BÂKİ ASİLTÜRK ELEŞTİRMEN MİDİR

  
Bâki Asiltürk (Bâki Ayhan T.), Ali K. Metin’in “1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası”yla ilgili Hece’nin 206. sayısındaki bazı eleştirilerine, derginin 208. sayısında yanıt vermeye çalışmış. Bir okuyucu olarak ben, bu yanıtlardan kesinlikle tatmin olmadım. Bâki Asiltürk, ayak oyunlarıyla zihnimizi bulandırarak gerçeğin üzerini örtmek istiyor. Bizim gibi kalem erbabı, okuduğu her metne eleştirel gözle bakıyordur elbet, hiç zorlanmadan olaylar arasında bağlantılar kuruyordur.
Şiirin güncel meselelerini yakından takip eden bir isim olarak bildiğimiz Ali K. Metin, Baki Asiltürk’ün “1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası”nın (2006) ikinci baskısından Ali Cengizkan, Adnan Azar, Turgay Fişekçi, Metin Cengiz, Sina Akyol gibi kuşağın önemli şairlerinin çıkarılmasını anlayamadığını, kuşak içerisindeki çok zayıf şairlerin ise hâlâ kitapta olmasının bir tutarlılık sorunu yarattığını belirtiyor. Biz, bunun aslında bir tutarsızlık olmadığını, Bâki Asiltürk’ün kendi çapında tetikçiliğe soyunduğunu söyleyerek meseleyi aydınlığa kavuşturmanın gereğine inanıyoruz.
Sene 2011’e dönelim, çeşitli mecralarda yaptığı haksızlıklara karşılık Bâki Asiltürk’ün solcu şairlerin protestosuna uğradığını hatırlayalım, adlarının kitaplarında işlenmemesini, yıllığında kullanılmamasını talep eden isimler şöyle: Sina Akyol, Adnan Azar, Metin Cengiz, Ali Cengizkan, Seyhan Erözçelik, Turgay Fişekçi, küçük İskender, Turgay Kantürk, Yücel Kayıran, Mustafa Köz, Yücelay Sal, Hakan Savlı, Metin Demirtaş, Refik Durbaş, Hüseyin Atabaş, Abdullah Nefes, Celal Soycan, Yusuf Alper, Abdülkadir Budak, Ahmet Ada, Oğuzhan Akay, Altay Öktem, Kadir Aydemir, Hayati Baki, Yaşar Bedri, Onur Caymaz, Ersan Erçelik, Azad Ziya Eren, Emel Güz, Tarık Günersel, Muzaffer Kale, Arife Kalender, Selami Karabulut, Metin Kaygalak, Ogün Kaymak, Ertan Mısırlı, Yavuz Özdem, Erol Özyiğit, Fergun Özelli, Mehmet Sarsmaz, Halim Şafak, Ferruh Tunç, İlyas Tunç, Kemal Varol, İlkiz Kucur. (Bir Gün, 18 Mart 2011)Bu şairler açıklamada şu ifadelere de yer vermişler: “Beş yıldır, adı geçen yıllığı hazırlayan Bâki Asiltürk (Bâki Ayhan T.), Türk şiirine mal olmuş bazı şairleri yıllığa almayarak kendince bu şairleri cezalandırdığını da düşünmektedir. Ayrıca takma adlarla yazdığı yazılarda kendisiyle tartışan, kitaplarını ya da yıllıklarını eleştiren yazarları yazınsal olmayan bir dille karalamakta, edebiyatı kendi kişisel ve ideolojik önyargılarının aracı kılmaktadır.” Dikkat edilirse, kitaptan çıkarılan isimler, protesto ekibinin en başındalar.
Bu bahisleri hiç açmıyor Bâki Asiltürk, onca şaire kör kalmayı tercih ediyor ve bakın ne diyor: “Ben bu şairlerin kuşak içindeki temsil yeteneklerini yitirdiğini, gerçekten inandığım için onlara yeni baskıda yer vermedim.” (Hece, 208) Gerçekten’in yamukluğu ortada, yalan söylediğini duymamak mümkün değil. Ali K. Metin karşısında öyle ezilip büzülüyor ki, kendini paklamak için bin dereden su getiriyor, ilginç kuramsal sapmalardan medet umuyor, başarılı olamıyor. Yıllığı çıkaramamasının sebebini de gizlediğini sanıyor, işte yukarıda, onca önemli şairi alamazsan yıllığına, patronların son verir elbette. Umarız 80 kuşağının diğer şairleriyle polemik yaşamaz, yoksa kitapta şair kalmayacak.
Bundan böyle Bâki Asiltürk, bendeki güvenilirliğini kaybetmiştir. YKY de zan altındadır. Yeni nesil solun en mühim eleştirmeninin bu duruma düşmesi, kendi ayağına kurşun sıkması üzücü. Şiir gibi şiir eleştirisini de ciddi anlamda İslami kesim yapıyor artık.
Bâki Ayhan T.’ye önerim, bakadurduğu dev aynasını kırması ve yanında cep aynası taşımasıdır. Yoksa yukarıda görüldüğü gibi insanı püf diye uçururlar. Tek başına insan hiçtir. 

          Zafer Acar  

14 Nisan 2014 Pazartesi

CEMAL ŞAKAR DİL VE EDEBİYAT DERNEĞİ'NDE OLACAK


Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Gençlik Komisyonu, yazarları okurlarıyla buluşturmaya devam ediyor.18 Nisan Cuma saat 18.30'da usta öykücü Cemal Şakar'ı ağırlayacak ve yazarımızla son öykü kitabı "Portakal Bahçeleri" bağlamında bir söyleşi gerçekleştireceğiz. Derneğin Eyüp'teki genel merkezinde düzenlenecek programda, misafirlerimize "Portakal Bahçeleri" de armağan edilecektir. Bütün öykü severleri bekliyoruz.

13 Nisan 2014 Pazar

YEPREM TÜRK "DİL VE EDEBİYAT DERNEĞİ"NDEYDİ


Cuma akşamları Dil ve Edebiyat Derneği’nde çeşitli yazarlarla edebiyatımız hakkında sohbet ediyoruz. Yazarların kitaplarının hediye edildiği bu hoş sohbetimize herkesi bekliyoruz.
Geçen hafta konuğumuz olan Yeprem Türk’le Türk Edebiyatı, Dünya Edebiyatı ve kendi kitapları hakkında konuştuk.
Yeprem Türk ocak ayında Kuruluş dergisini çıkarmaya başladı. İki aylık çıkan derginin ikinci sayısında (mart-nisan) Kuruluş Dergisi Yayınları’ndan (KDY) Yeprem Türk’ün imzasını taşıyan üç kitap okurla buluştu. Yeprem Türk’le dergi çıkarmanın zorlukları, hoşnutlukları, bir dergide bulunması gereken nitelikler, günümüz dergileri ve daha birçok edebiyatla ilgili konular konuşulup tartışıldı.
Program Zafer Acar, Aykut Nasip Kelebek, Abdullah İlhan ve Selim Sina Berk’in etkili; Merve Balcı’nın akademik perspektifle sorduğu sorularla devam etti.
Dergicilikte rakipleşmenin gençlerin yetişmesini engellediğini düşünen Yeprem Türk dergilerin yazar yetiştirmesi gerektiğinin altını çizdi. Şairin ‘’Bazı dergiler, şöhret olma umuduyla köyden büyük şehre gelen bir kızın düştüğü bataklık gibi şair-yazarları bırakmıyor. Bu durum şairi başkalaştırıyor ve bazı gençler bu yüzden harcandı.’’ şeklindeki ifadeleri bugünün dergilerine endişeyle bakmamıza neden oluyor.
Şiirin tarihsel gelişimini değerlendiren Türk bundan sonraki on yılın şiirde sadeleşme dönemi olacağını hatta bu dönemin başladığını düşünüyor.
‘’Bazı dergiler temellerini bir fikre dayandırıyor. Dergi fikre dayandırılmamalı, bu arkadaşlar sürekli bir kahraman peşinde, kahraman bulamıyorlar ama bulmak zorundalar.’’ diyen Türk Mehmet kahramanının milletten çıktığını düşünüyor.
Bazı şairlerin iyi şair olmadığı ama hoş insan olduğu için edebiyatta var olduklarını dile getiriyor.
Şiir yazmada hız kavramına da değinen Türk ‘Hız yaratıcılığı olumsuz etkiler, yaptığımız işlerin tadına varamayız, söyleyeceklerimizi ışık hızıyla değil eşek hızıyla söylemeliyiz’ diyor.
İmge ve metafizik kavramlarına da değinen Türk ‘imge ve metafizik; yoga yapan sakallı Çinliyle Müslüman hacı, ikisi de dışarıdan aynı görünüyor, ama yakına gidince çok farklı, imge ve metafizik de öyle’ diyor.

Son olarak Yeprem Türk, şiiri kırk beş yaşında bırakacağını ve on yılının kaldığını söylüyor.  Sohbetimizi böylece bitiriyoruz.

Turgay Demirel

8 Nisan 2014 Salı


TDED (2013) YILLIĞI BAĞLAMINDA:
SOLCU KILIKLI SEKÜLERLERE BİRKAÇ SÖZÜM VAR


Hazırdım, gardımı almış bekliyordum, bana yönelik saldırılar olacağı muhakkaktı, çünkü tekkede miskin miskin oturmuyor, iş yapıyordum, taşa alışmalıydım. Benden önceki nitelikli yıllıkların başına gelenleri biliyordum.
Evet oldu, hem de körlemesine saldırılar oldu, körle mücadele kolaydır, dolayısıyla onları zorlanmadan püskürttüm. Zekâdan yoksun, gelişigüzel yazılarla çıktılar karşıma, ne makale disipliniyle ne denemeyle. Nefislerinden taşan adi sözler etti ruhsuzlar. Tabii ki bunlardan bazısına cevap vermedim. Sosyal medyanın sokak aralarında dolaşan karalamalar ise kulağıma çalındı, gözüme muhatap bile olamadı. Kimi vakit de adam sandıklarımızın taarruzuna uğradık, zannımızda yanıldığımızı okurumuzla paylaşmak zorundaydık. Yazdık.      
Bilinler bilir, huysuzluğu huy edinen kişiler, etraflarına rahatsızlık verdikleri oranda var olduklarını, boşlukta yer kapladıklarını sanırlar. Edebiyatımızdaki bu tiplerin çoğunluğunu, ya Marksizm’den ya da İslami camiadan kopmuş, sekülerizmin ağına düşmüşler oluşturuyor; böyleleri, bar kültürünü, keyif yapmak adına sokağa, meydanlara taşımaktan beis görmez, yeter ki her şey eğlenceye dönüşsün.
Gezi Parkı’ndaki o iğrenç görüntüler bende hâlâ canlılığını koruyor, ancak bir kadavra kadar canlı. Adeta tuvalette namaz kılan sözde İslamcıların ise hali daha vahimdi. Bir Beyoğlu sakini olarak kendimi, karakterlerin öldüğü, tipin türediği, her şeyin deformasyona uğradığı bir post-modern romanın ya da Tarantino filminin içinde bulmuştum. Böyle bir romanda veya filmde rol almak istemedim ve istemem de. Bir şair-yazar olarak düşüncelerimi özgürce belirttim. Öngörülerim vardı, okurumla paylaştım. Buna bile tahammülü yok, özgürlük-özgürlük-daha fazla özgürlük diye meydanlara dökülen Gezi militanlarının (!). Tek dert şu: onlara mutlak özgürlük verilecek, katılmayanların ise her mecrada sesi kesilecek. Bunu ise anarşizmle elde edecekler. Kapitalist abileri onlara, bazı vaatlerde bulunduktan sonra böyle emretmiş. Dünyanın her ülkesinde, kârdaki payı düşen karteller, söz tutmayan siyasi iktidarın kulağını çekmek için illegal örgütleri destekler ve beyni yıkanmış gençleri sürüler halinde meydanlara dökerler. Modern dünyanın savaş taktiğidir bu. Gezi olaylarına böyle baktım ve yıllıkta bazı yorumlar getirdim. Gökçenur Çelebioğlu adlı facebook kullanıcısı yorumlarıma katılmadığını belirten, hedef gösterici bir paylaşımda bulunmuş (28 Mart 2014) ve şu cümlelerimin altını çizmiş: “Gezi Parkında özneler yoktu, belki sözde özneler vardı. İşte üzülerek söylüyorum, sol kesimin hemen bütün dergileri, öznelleştikleri oranda Gezi olaylarının nesnesine dönüşmüştür, belki de azılı düşmanları olan emperyalistlerin tuzağına düşmüştür. Bu ihtimale kesin olarak kim hayır diyebilir. Gezi olayları, birikmiş bir öfkenin samimi tepkisidir diyenlere ise hiçbir öfkenin ülkeye zarar vermeye hakkı yoktur, demokratik ülkelerde kin, sandığa kusulur ancak, derim.” Ciddi bir meseleyi kahve muhabbetine dönüştüren bazı isimler ise şöyle: Nihat Ziyalan, Sina Akyol, k. İskender, Betül Tarıman, Fuat Çiftçi, Baki Ayhan T., Emel İrtem. Yazık dedim, sağ duyuya da sol duyuya da yazık. 
Gökçenur Çelebioğlu, hazırladığım yıllığı ve bahsi geçen yazımı şöyle sunuyor: “Hayatımda hiçbir kitabı çöpe atmadım. Dedem üstüne Allah yazacak kadar kağıdı atmak günahtır derdi. Ama, ekte gördüğünüz sayfa 39'u okuduktan sonra Zafer Acar tarafından hazırlanan Dil ve Edebiyat Dergisi Şiir Yıllığı adlı 609 sayfalık ağaç ısrafını çöpe attım. Yıllıkta yer alan sevgili Nihat Ziyalan Sina Akyol Gültekin Emre Tahir Abacı Salih Bolat Betul Tarıman Bahadır Bayrıl Küçük Iskender Baki Ayhan gibi isimlerden de özür diliyorum. Yıllıkta yer almamanın ferahlığıyla soruyorum bu isimler bu yıllıkta yer almak istiyor mu (hiç sanmam aksine çok şaşırırım) istemiyorlarsa bu, şairlerin katlanmak zorunda olduğu bir kader midir?” Bu ahlakdışı tavrı, Marmara Edebiyat’ta doçent titriyle bulunan, sözüm ona genç yetiştiren şair arkadaşımız (!) Baki Ayhan T. nasıl da destekliyor: “Sevgili Gökçenur, birbirimizi tanıyoruz, elbette bu pespaye sözlerin geçtiği sayfaları da içeren bir yıllık/antoloji/seçki'de yer almak istemezdim. Üç yıl önce Hakan Arslanbenzer hazırladığı yıllığa ‘Ne Güzel Olur’ şiirimi koymak için izin istediğinde ona şöyle demiştim: ‘Yıllardır derginde, sitende bana yapılan hakaretlere gıkını çıkarmadın, hatta onlara zemin hazırladın. Senin hazırladığın bir yıllıkta yer almak istemiyorum.’ Zafer Acar ise ruh sağlığından ciddi kuşku duyduğum bir imza. Hâlâ 1970'lerde kalmış militanca bir kafası var. Kafasında yarattığı fakat gerçekte var olmayan bir evrende yaşıyor. Sorsaydı aynı cevabı ona da verirdim. Bundan kuşkun olmasın... Kitabı çöpe atmakta da son derecede haklısın. Ben de bana karşı imza toplayan yeteneksiz ve kifayetsiz çetecilerin onlarca kitabını gözümü kırpmadan çöpe yollamış, bunun macerasını hem Mühür'de yazmıştım. (Yenilerde yayımlanan KIRMIZI KALEM KUTUSU kitabımda da yer alıyor o notlar.) Bazı kitapların yeri çöpse, çöptür!” Sevgili okur, sizce böylesi bir tavır, psikiyatr gerektirmez mi, zavallı kitaplara karşı böylesine militanca davranmak erkekliğe sığar mı, varsa yüreğin onları yazanların karşısına çık. Bir de hem şairsin hem eleştirmen hem bir edebiyat fakültesinde hocasın Baki Ayhan T., edebiyat çevrelerini ve Marmara Üniversitesi’ni utandıracak bu açıklamaları nasıl yaparsın, hiç mi çevrende seni eleştiren, seni doğruya sevk eden arkadaşın yok, olmaz tabii, eleştirilmeye katlanamayan bir eleştirmensin anlaşılan, egosantrik bir şair, sirkesi küpüne zarar bir küp, bir tip. Bireysel tarihin yok bence, Batıya angaje ataların gibi hafızasızsın aynı zamanda, geldiğin yere düşman, yediğin tabağa... İslami çevrenin çıkardığı Yeni Sıla’daki toy halini unutmadık, ülkücü geçmişinden kopmuş, faşizan olmuşsun, gördük. Güya anti-kapitalistsiniz, Yapı Kredi Bankasının imkânlarıyla çıkardığın yıllığa sosyalist arkadaşların nasıl da tıkışmıştı, alınmadıklarında ise meydanlara dökülmüş, seni yuhalamışlardı. Niçin, bir bankanın desteklediği yıllığa girebilmek için. Sizi gidi sahte anti-kapitalistler sizi, yutmadık, çünkü Marks’ı sizden daha iyi anladık.
Bir de kendi çevrelerinde çıkan yıllıklar mükemmelmiş, en büyük şairler ve eleştirmenler kendicikleriymiş, ah biri çok iyiymiş, diğeri harikaymış… ama öteki İslami camianın yıllıklarıymış, Hakan Arslanbenzer ve Mustafa Aydoğan gibi isimler kesinlikle onların eşsiz yıllıkçılarıyla karşılaştırılamazmış, şeklinde her biri birbirine dev aynası olmuş, bakıp bakıp övünüyorlar. Övülmeyen kişi, övünür elbet.   
Öte yandan, bana sormadan yıllığına benim şiirimi aldın Baki Ayhan T., sağol, sevindim, senin gibi istemem yan cebime koy, demedim. Beni yıllığına alan ne sen ne Mustafa Fırat ne Mustafa Aydoğan ne Hakan Arslanbenzer ne de diğerleri arayıp şiirimi almak için izin istediler. Uyarsaydın beni Baki Ayhan T., 2012’de de yıllığa almıştım seni, uyarsaydın, bu yıl almazdım. Bildiğim kadarıyla iletişim çağında yaşıyoruz.  
Gökçenur Çelebioğlu, yandaş arıyor, buldukça seviniyor: “Arkadaşlar adını andığım değerli şairlerden yazdıklarımı görme şansı bulup da yanıt verenler hep aynı fikirde. Yanıt vermeyenlerin de öyle olduğuna eminim. Benim tepkim bir yandan sizi (bizi) hayat görüşlerimizden, haklı ve adil mücadelemizden dolayı aşağılarken bir yandan imza ve şiirlerimiz üzerinden para ve itibar kszanma, isimlerinizi kendi isimleriile yanyana koyars isimlerinizden onurlanma çabasına Zafer Acar'ın. Gezi'den sonra hiçbir derginin, hiçbir antoloji ya da yıllığın bunu yapmasına (elimizden geldiğince) izin vermemeliyiz” İşte hayalperest, egosantrik ve karşıt görüşe tahammülsüz, özgürlük düşmanı bir tavır daha. Kör gözlerin gör olsun, diyorum bu arkadaşa, eskiden olduğu gibi kalbin en saf hali şiir, nicelik bakımından da artık İslami camianın kanında dolaşıyor. Niteliğimiz ortadaydı: …Şeyh Galip, Mehmet Âkif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Sezai Karakoç… çırpınmanız boşuna, kafayı üşütmemek adına, şiirimizin çevresine oturun, ısının derim. Hırçınlık yapmak, sizden daha iyisini görmezden gelmek, sizi bir âmâdan çok daha fazla kör eder, kalp gözü diye bir şey var çünkü, sizde olmadığı için bilmezsiniz. 
Nihat Ziyalan ise diyor: “bu yıllıkta şiirim olduğunu şimdi okudum. izin alınmadan ve telif ödenmeden alınmış bir şiirdir. parayla satılan yıllıkları hazırlayanlar telif ödemek, en azından izin almak zorundadır. dergi eki olarak verilen yıllıklara sözüm yok. desteklerim.” Demek ki bizi destekliyor Nihat Ziyalan, çünkü yıllığı Dil ve Edebiyat dergisinin armağanı olarak dağıttık. Bundan ne para kazandık, ne nam. Bizimki kültür emekçiliği, sizinki ne solcu kardeşlerim, saldırmak ve emeğe saygı duymamaktan başka. Pardon, sekülerdiniz değil mi siz. Üstünüze alınmayın solculuğu, biliyorum beğenmezsiniz.
Yarası olan gocunur derler ya, bilmem nedendir Baki Ayhan T. de bir yara gibi kaşınıyor, üstelik ruh sağlığımdan da ciddi kuşkular duyuyormuş, o halde şahsıma yönelik sözlerine dikkat etmesi gerekmez mi.

Not 1: Buradan sesleniyorum: TDED yılığına girmek istemeyenler şimdiden bana bildirsinler.


Not 2: Alıntılardaki tashihler, yazarlara aittir.


Zafer Acar


31 Mart 2014 Pazartesi


ROMA DEĞİL BURASI:
ASLA BRÜTÜSÜN YANINDA YER ALMAZ MÜSLÜMAN HALK

Bu yazının başına yarın otursam daha iyi olacaktı aslında, gerilim dolu bu seçim süreci herkes gibi beni de yordu, ama yazma arzusunu ertelemek duygu ve fikrin canlılığını azaltıyor.
Genel seçimlerden daha şedit bir yerel seçim yaşadık, parti liderleri meydanlarda, tv ve muhtelif mecralarda konuştu. Konuşmaktan çok, muhalefet partileri, iktidara hakaret soslu iddialarla saldırdı, adeta sözler yumruk oldu, meydanlar ring, ama hayır kural yoktu, her türlü kesici silahın kullanıldığı bir arenaya dönüştü, içten ve dıştan gladyatörler (etimolojik bakımdan inceleyelim: gladyo-terörler) birleşti ve tek başına mücadele veren Tayyip Erdoğan’ı alt etmeye çalıştı, ayakta kalan yine halkın duası (somut karşılığı oy) ve hakkın iradesiyle Tayyip Erdoğan oldu. Öte yandan Brütüs’ün hançer yarası, öldürücü olmadı, yaradan beslenmek isteyen ruhları muhalif mikroplar ilaçlandı, iktidarın bünyesi sanıldığından daha sağlamdı çünkü.

Bu Brütüs de kim oluyor, diye sormayacaksınız herhalde. Yine de  her ihtimale karşın benzetmemizi tam adresine gönderelim: Gülen cemaati, hâlâ örgütü demek istemiyorum, tabanı seviyoruz, savaş davulları çalıyor, uyanıp saf değiştirmeliler artık, vatan için, millet için, din için.
Ayrıca Gülen cemaati, öyle sanıldığı gibi sevilmiyor, çünkü kendi dışında kalan Müslümanları gerçek Müslüman olarak görmüyor, bir nevi biat istiyor, işte gördük, iktidar dışı kalan Gülen cemaati, Ak Partiye daha fazla oy kazandırdı.
Kafirler, karanlıktır ve zaten birbirlerine güvenmez, kardeş gözüyle bakmaz, temkinlidirler hep, iki yüzlülük bile sökmez orada. Biz öyle değiliz işte, Müslüman'sak birbirimize de iman etmek zorundayız. Bu yüzden fitne daha çok, Müslümanlar arasında çıkıyor. Öte yandan, münafıkları teşhir etmek ise kolay değil. Her şeyiyle sizin gibi, hatta sizden daha sizin gibi, siz onun gibi gösterişli namaz kılamazsınız, oruç tutamaz, vaiz olamaz, ağlayamazsınız. Güçlenen Müslümanlar içerisine münafıklar her dönemde sızmıştır. Medine’de tek tükken münafıklar asıl Mekke’nin fethinden sonra artmıştır. Peygamberimizi büyük bir hüzne gark eden, eşi Hz. Aişe’nin iffetine yönelik dedikoduları, iftiraları hatırlarsınız, bu mevzu, tarihe “İfk Olayı” diye geçmiştir. Münafıklarla baş etmekte zorlanan peygamberimizin ve bu günkü konjonktürde hepimizin yardımına ayetler koşmuştur: “O İftirayı çıkaranlar, içinizden küçük bir gruptur. Siz o iftirayı kendi hakkınızda fena bir şey sanmayın, bilakis o sizin için hayırlıdır. O iftiracılara gelince, onlardan her birinin, kazandığı günah nispetinde cezası vardır. Bu yaygaranın elebaşılığını yapan şahsa ise cezanın en büyüğü verilecektir. / Siz ey müminler, bu dedikoduyu daha işitir işitmez, mümin erkekler ve mümin kadınlar olarak birbiriniz hakkında iyi zan besleyip: ‘Hâşa, bu besbelli bir iftiradan başka bir şey değildir!’ demeniz gerekmez miydi? / O iftiracılar dört şahit getirselerdi ya! Şahitlerini getirmediklerine göre, onlar Allah katında yalancıların ta kendileri olarak tescil edileceklerdir. / Hem dünyada, hem de ahrette, Allah’ın lütuf ve merhameti sizinle olmasaydı, daldığınız bu yaygaradan dolayı mutlaka başınıza müthiş bir ceza gelirdi. / O sırada siz o iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, işin aslına dair hiç bilginiz olmayan sözleri ağızlarınızda geveleyip duruyordunuz ve bunu basit, önemsiz bir şey sanıyordunuz. Halbuki o, Allah’ın nazarında pek büyük bir vebaldi!” (Nur, 11-15).
            Bizler, bu ayetlerden baktık meselelere, bu yüzden yanılmadık. Hukuk işlemeli, gerçek adalet iş başına gelmeli. 
            Ak Parti için, asıl büyük mücadele şimdi başlıyor, hayırlı olsun. Fragmanları izledik, şimdi filmi bekliyoruz, COMİNG SOON.

 Zafer Acar