21 Temmuz 2016 Perşembe

DARBE BİR SAPMA VE CİNNETTİR


Bizim kuşak ’60 darbesini kitaplardan okudu. 72 muhtırasında ilkokul öğrencisiydi. 80 darbesini bütün acılarıyla yaşadı. Hapse atılanlar arasında ben de vardım. 28 Şubat 1997 darbesi bu ülkenin yeni bir savrulmasıydı. 27 Nisan millet iradesine bir itirazdı. 15 Temmuz 2016 bir cinnet ve akıl tutulmasıdır.
     Bütün bunlar bize hep bir şey söyledi, ancak biz kulaklarımızı tıkadık. Devlet, milletin huzur ve refahı, güvenliği, girişim ve yatırım hakkını teminat altına alan, eşitlikçi; vatandaşları arasında din, dil, etnik kimlik gözetmeksizin kurulmuş sosyal bir yapıdır. Bu yapıda hizmet üretmek üzere sorumluluk üstlenenler o kurumu ele geçirmek ve kendilerinden olmayanı yok etmek gibi bir amaç güdemezdi. Bunu başaramadık. Tarihi süreç içinde karalarımızı hep mensubu oyduğumuz inanç ve ideolojiler belirledi. Yanıldık, yanıltıldık, aldatıldık ve ihanete uğradık.
     Osmanlının son iki asrı ve cumhuriyet tarihi boyunca bir takım grup ve cemaat organizasyonları “devleti ele geçirmek” üzere bir çaba içinde oldular. Devleti “ele geçirme”nin seküler, dini ve etnik hiçbir meşru gerekçesi yoktur. Devleti yöneten meşru organlar, devleti ehil olmayan ve gizli ajandaları olan tüm dini, etnik, seküler, ideolojik ve mesiatik-mehtici yapılara karşı korumakla yükümlüdür.  İnanmış insanların iktidar dönemleri mesihçi-cemaatçı ve dinî görüntü veren hurafeci guruplara açık hale gelir. Çoklukla tehlike olarak da görülmezler ve palazlanırlar. FETÖ organizasyonun devlet kademelerinde yaygın olarak yayılmasının tarihi Özal iktidar dönemine tekabül eder. Daha sonraları bütün iktidarlarla işbirliği içine girer ve yabancı istihbarat örgütlerine eğitim kurumları üzerinden yataklık yaparak gelişir. Tayyip Erdoğan iktidarı süresince  “zararsız, ehl-i kıble” kabul edilir ve palazlanarak güvenlik, hukuk ve eğitim kurumlarını “ele geçirir”. Kendileri dışında hiçbir meşruiyet alanı tanımaz ve nihayet darbeler tarihinin en ölçüsüz ve ahlaksız kalkışmasını başlatır. Devletin tankı, topu, uçağı ve silahı ilk defa millete ve milletin kurumlarına karşı kullanılır. Babalar ve oğulları birlikte şehit edilir. Milletin meclisi, MİT binası, güvenlik, iletişim ve medya kurumları havadan, karadan ve denizden kuşatılarak kurşun yağmuruna tutulur.
     Dünya edebiyatının en kanlı sayfaları, en gür şiirleri ve en hüzünlü hikâyeleri darbe dönemlerinde yazılmıştır. Kanlı darbelere sahne olan Şili, Yunanistan ve Türkiye’nin edebiyatçıları tanıklıklarını yazdılar. Şili diktatörü Pinochet  darbesi döneminde Isabel Allende en sevdiği dedesinin hastalığında yanında olsaydı Ruhlar Evi diye bir roman olmayacaktı. İtalyan Gazeteci Oriana Fallaci’nin Yunanistan’daki cunta dönemini anlattığı Bir İnsan olur muydu dersiniz?
     Türkiye’de darbe dönemlerini konu alan yüz-yüz elli civarında roman olduğunu tahmin ediyorum. Birkaç tanesini zikretmek gerekirse Çetin Altan’ın Büyük Gözaltı’sı, Erdal Öz’ün Yaralısın’ı, Sevgi Soysal’ın Şafak’ı, Attila İlhan’ın Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Vedat Türkali’nin Güven ve Bir Gün Tek Başına’sı ile 28 Şubat’ı mesele edinen dostum Ahmet Kekeç’in Yağmurdan Sonra isimli çalışmasından söz edilebilir.
     Kifayetsiz yalakalık ve yaltaklanmaya prim vermediğimizde, emaneti ehline tevdi ettiğimizde; kifayetsiz muhterise ve sahte mollaya iltifat etmediğimizde, talimat hiyerarşisinde yancılara ayrıcalık tanımadığımızda paralel ve darbe devleti heveslileri küçük akıllarının mesiyatik girdabında kaybolacaktır.
Üzeyir İlbak
Türkiye Dil ve Edebiyat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

16 Temmuz 2016 Cumartesi

DARBE GERÇEKLEŞSEYDİ

Yaş itibariyle 80 darbesinin sonuçlarını görmüş biri olarak, 15 Temmuz darbe girişiminin felaketlerini tahmin etmemem mümkün değil. 2013’ün başlarında Zaman gazetesine, bizim kanaat önderlerimize yönelik karalayıcı yazılarından dolayı kısa bir metinle tepki gösterdiğim için bloğumuza bilhassa resmi kurumlardan girişi engelleyen bu zihniyetin en ufak eleştirilere dahi tahammülsüz olduğunu biliyoruz. Sırf bu yüzden korku yaratmak amacıyla peşine polis takılan, sıradan bir bahaneyle nezarete atılan, parmak izi ve eşkali alınan, mahkemeye çıkarılan ve aracı kullanılamaz hale getirilen bir kişi olarak ben, bunları ilk defa gündeme getiriyorum. O gün yaşadıklarımı, bu örgüt iktidarda ve bilhassa polis teşkilatında güçlü olduğu için kimseye izah edememiştim. Ama bu örgütün gelişini yıllar evvelinden sezmiştik. Aynı camide saf tutsan bile kendi yapıları dışındakileri Müslüman kabul etmeyen bu örgütün gerektiğinde ne kadar sertleşebileceğini bizzat yaşamıştım.
15 Temmuz darbe girişiminin Müslüman halkımıza yapıldığı apaçık ortada. Darbe gerçekleşseydi ülkenin milyarlarca dolarlık maddi kaybı, manevi kaybı karşısında hiç hükmünde kalırdı. Bütün bir meclis, birçok STK başkanı ve üyesi, bu örgüt aleyhinde düşünce beyan eden yazarlar, kanaat önderleri, AK Parti’ye yakınlığıyla bilinen işadamları; tekme tokat hapse atılırdı. Türlü işkence ve zulümlerden sonra yüzlerce idam kararı çıkarılır ve uygulanırdı.  Darbecilerin lideri Amerika’dan büyük mitinglerle karşılanır, muhtemelen halife ilan edilirdi. Ülke İslam adına hurafelerle yönetilir, Batı’nın bir karakoluna dönüştürülürdü. İttihat ve Terakki döneminden daha ağır bir istibdatla karşılaşırdık. Memleketimiz yirmi yıl, İslam ülküsü kırk yıl geriye giderdi. Yıllarca bir Müslüman (!) örgütün bir Müslüman partiyi, nasıl kanlı bir şekilde devirdiği ve Ortadoğu’da bile görülmemiş bağnazlıkla devleti yönettiği konuşulurdu.
Boğaz köprüsünün açılışına bizzat şahit oldum ve gördüm, insanımız içteki ve dıştaki düşmana karşı bu vatanı hâlâ ölümüne savunacak bir imana sahip. Hak, halkın eliyle İslam’ı bir defa daha müdafaa etti. Allah bu halka zeval vermesin.

Zafer Acar 


11 Temmuz 2016 Pazartesi

BAK


Ruh ve kelimeler ne derece karılsa da
Buluşturmada yoğunluk rekoru kırılmış değil
Rabbimizin çamuru ruha
Kavuşturmuş olmasından bu yana

Bakmayın şairin elinden ufak bir şey gelince
Fırlovaları dangolavaları risettim sanmasına
Sırf kıskançlık aslında yok başka mesele
Başlıyor Tanrı yeteneğine alternatif plastik pençe olmaya

Oysa ne geldiyse insanın başına
İnsan olamamasından, şair olamamasından
Zaten Allah bunu kitabında söylüyor
Ben veriyorum insan döküyor

Yani yazdığın şiirlerin yüzüne bak
Hile kin tıpkı insandaki siyaset
Oysa doğru bilgi samimiyet ayağa düşmez
Gururun sanırım bunca anlar

Tavsiyem, insanlık denen haritada adını yak
Ve şeytanın elinden uçmaya
Mecnun’la aynı rüyaya geçmeye
Kendi kulluk projende kalkınmaya bak

Yeprem Türk

7 Mayıs 2016 Cumartesi

KAYIP İLANI: ŞAİR SELİM SİNA BERK NEREDE?

"Yedi İklim" ve "Dil ve Edebiyat" gibi önemli dergilerde birbirinden güzel şiirler yayımlamış olan Selim Sina Berk’ten uzun süredir haber alınamıyor. Kendisinden bir yerde ne şiir ne yazı okuduk. Hâlbuki kısa zamanda şiirde ivme yakalamış, ironi dolu kültürel ve tarihi göndermeleriyle edebiyat çevrelerinin dikkatini çekmiş bir şairdi Selim Sina Berk. 2010 kuşağının yetenekli gençleri arasındadır. Yayımladığı şiirler bir araya getirilse ortaya kesinlikle başarılı bir ilk şiir kitabı çıkar. Kendisini görenlerin Türk şiiri adına edebiyat kamuoyuna haber vermesini bekliyor, şairimizin en kısa sürede şiire dönmesini temenni ediyoruz.

Aykut Nasip Kelebek

5 Mayıs 2016 Perşembe

TO BE OR NOT TO BE: DAVUTOĞLU

Başbakan (!) Davutoğlu da bir bakandı aslında, adı konulmasa da ülkemizde başkanlık sistemi bal gibi işletiliyor, bari bir düzene sokulsa. Burada başkanlığın getirileri-götürüleri hakkında konuşacak değilim, bu sisteme geçsek iyi mi olur kötü mü, bunu siyaset doktorlarına sormak lazım, zor bir mesele. Biz birçok köşe yazarı gibi kolay meseleler üzerine düşünelim: Ahmet Davutoğlu.
davutoğlu ile ilgili görsel sonucuBence Davutoğlu ne aşırı bir övgüyü ne de sövgüyü hak ediyor, var ile yok arası bir münzevi gibi yaşadı, böylesi siyasi şahsiyetler, en yakınları tarafından bile eleştirilir, hatta düşürülmeye çalışılırlar, tarihte bunun birçok örneği var: Yavuz Sultan Selim, babası II. Beyazıt’ı pasif bulduğu için tahttan indirmiş, 8 yıllık kısa padişahlık döneminde ise Osmanlı topraklarını yaklaşık 2.5 kat genişletmişti. Bazı değişiklikler, sanılanın aksine hayırlara vesile olabilir.
Demeyeceğim Davutoğlu Suriye konusunda yanıldı, demeyeceğim kendi kadrosunu oluşturmaya çalıştı, yakınlarını siyasete çekti vb. demeyeceğim. Dünyanın en kaypak zemininde iş yapan siyasetçinin hatasız olmasını beklemek ya da kendi kadrosunu oluşturmasını şiddetle kınamak akıl kârı değildir. Bütün siyasetçiler hakarete varmaksızın eleştirilebilmeli elbette, meselâ Davutoğlu, kadrosunu elitistlerden oluşturmaya çalıştı, mübarek, uluslararası sempozyum düzenlemiyorsun ya, cevval adamlara ihtiyaç vardır yönetimde. Danışmanlık yapması gereken adamlar liderliğe soyundu. Olmadı.
Sonuç şu: Tayyip Bey, hocalardan (Gülen-Davutoğlu) istediği performansı alamadı, çünkü hocalar alışkanlıkları üzere itaat ister, itaat etmekte zorlanır. Tayyip Bey ise başkanlık sistemi vurgusu ile iki başlılığa karşı olduğunu apaçık belirtiyor. Demek ki Davutoğlu, Ak Partinin işleyişine tam ayak uyduramadı, çarka çomak mı sokmaya çalıştı, bilemiyorum.
Asıl konuşulması, sorulması gerekeni atlamamak lazım: Davutoğlu’nun yerine kim getirilecek? Hadi bir soruyla cevap verelim: Getirilen kişiden başbakan olur mu.

Zafer Acar


4 Mayıs 2016 Çarşamba

FAYRAP'TAN SEZAİ KARAKOÇ ÖZEL SAYISI

Sezai Karakoç hakkında son dönemde giderek artan çalışmalara, Fayrap'ın (Mayıs 2016) Sezai Karakoç özel sayısı da dahil oldu. Sezai Karakoç şiiri ve düşüncesine yeni açılardan bakmayı hedefleyen iyi niyetli yazılardan oluşan bu özel sayıyı, Sezai Karakoç ilgililerine öneririz.

Tetkikçi

11 Nisan 2016 Pazartesi

ALİ CELEP’E DİPNOT

“Zafer Acar'ın çocukça hezeyanlarına cevap olarak yakında Ali Celep'in yazısını www.poetikhaber.net ten okuyabileceksiniz...Okkalı bir cevap için bekleyiniz,” şeklinde bir duyuru okuduk “poetikhaber”de. Ali Celep, öfke dolu bir pent-nâme ile çıkageldi, “bana nasıl olur da iyi niyetli değilsin dersin” diyerek açmış ağzını yummuş gözünü. Buna, bir yazı diyemeyeceğim, bir eleştiri ise hiç diyemeyeceğim, dil son derece sokaktan, kaba (sallamak-giydirmek vs.): “Bugüne kadar nice şair yazara saçma sapan yazılarla sallamaktan yoruldunuz. Salladıklarınızın müslüman şairler, yazarlar olduğunu bir düşünün. Buna gerek yok. Kendinize zarar veriyorsunuz. Bi sakin olun. Sakin kafayla eleştirmek çok zor değil. Bunu başarabilirsiniz. İlla birilerine giydirmek zorunda hissetmeyin kendinizi.” Mesnetsiz iddialar bunlar, Müslüman veya gayr-i Müslim hiç fark etmez, kimseye haksızlık yapmamayı düstur edinmişiz.
Benim yazım, Ali Celep’in saldırısına karşı savunma niteliği taşımaktadır. Buna rağmen bizi saldırgan olarak nitelendiriyor o, meseleyi genelleyerek haklı çıkmaya çalışıyor. Şu kısacık alıntıdan bile Ali Celep’in sakin kafayla yazmadığı apaçık belli. Beni hedef alarak karaladığı metin aslında kendini ve bağlı olduğu kliği anlatıyor, duvarına asabileceği bir iç muhasebe örneği. Hayırlı olsun.  
            Ali Celep’in üç aylarını kutluyoruz.

            Zafer Acar