9 Aralık 2016 Cuma

3

Olur mu şair kalemi çekmese
Manalar bitlense

Gözlerini başka nasıl yazarım
Ahrete baktığım camımsa

Rahat eder mi sandın İstanbul’u
İçinde bir şair yoksa

Ve şiir ki insanlığa tatlı hava
Basan ulu bir çapsa

Dedi diye düşünüyorum Şekspir’i ilham saatinde
Zaman akıp gitmeyip şurda camız gibi yatsa


Yeprem Türk

8 Aralık 2016 Perşembe

EGEMENLİK NEDİR

Kızın yürüyüşü zengin olmak istiyor
Eteklerinde trink trink sesler 
Ona sorsan tek suçlu terzi değil
Güzelliğini örtmeye yetmezmiş türbanı
Kahkülleri egemenlik tanımaz 
Hep örtünün dışında hizaya sokulamaz

Gündüzümü al gecenle değiştir 
Ben her zaman karanlığım 
Ey Genç Werther görsen bugünü
Sıkarsın o kurşunu zamanın kalbine 
Senin kadar şanslı mı 
Yok bu yüzyılın sevecek Lottesi 

Yüreğini ceketinin cebine sok
Sixpack kadar hafif kadına 
Bu kadarı çok fazla. ÇOK

Turgay Demirel

30 Kasım 2016 Çarşamba

AYKUT NASİP KELEBEK'TEN ELEŞTİRİ KİTABI: "KANLI CANLI ŞİİR"


Aykut Nasip Kelebek, uzun süredir çeşitli dergilerde yayımlanan modern şiir üzerine yazılarını "Kanlı Canlı Şiir-Modern Türk Şiiri Üzerine Yazılar" adıyla kitaplaştırdı. Usta-Çırak Kitaplığı bünyesinde yayımlanan kitabın yolunun açık olmasını diliyor, "Kanlı Canlı Şiir"i modern Türk şiiriyle ilgilenenlere öneriyoruz. 

“ 'Kanlı Canlı Şiir', 1950 sonrasının şairleri üzerine, farklı zamanlarda yazılmış metinlerden oluşuyor. Fakat içerikten de anlaşılacağı gibi bu bütünlüğün 50 sonrası şiirimizi bütün hatlarıyla değerlendirmek gibi bir iddiası yok. Bu çalışma bazı şairlerimize yeni açılardan bakılmasını sağlar, şiirimizin istikametine ilişkin okura birtakım veriler sunarsa benim nazarımda amacına ulaşmış sayılacaktır." (Kitabın Arka Kapağından)  

26 Kasım 2016 Cumartesi

-LAR

Faniler yazınının hocaları şiirler
Bana alemin deliklerinden gelseler

Ahiretten dönen en saf mısralar
Kağıdımın üzerine kar halinde yağsalar

Dünyayı dünyadan ibaret görmek
Yeryüzünü israf etmek deseler

En güzel manzarama en güzel boyayı
Gaybın koynundan melekler sıksalar

Yeprem Türk

8 Kasım 2016 Salı


ZAFER ACARI ÖLDÜRMELİYİZ

Zafer Acarı öldürmeliyiz
çünkü canımı sıkıyor
sesi kulağımı tırmalıyor
giyim tarzı ağzı burnu hiç hoş değil
karşıma çıkıyor çarşıda pazarda 
göz zevkimi bozuyor
diriyken gıcık göründü bana
belki cesedini sevebilirim

Zafer Acarı öldürmeliyiz
şimdiye dek yaşadı da ne oldu
bir ülke mi fethetti keşifte mi bulundu
faydasız şiirler yazıyor
kıymetli bir siyasetçi ya da müteahhit olsa anlarız
kelimelerle oyalanıp duruyor
tek başına şu mısraı bile beni çıldırtmaya yetiyor
“onlar ip atlasın biz çağ atlayalım”
halbuki gericinin önde gideni o
yiyor içiyor oksijenimizi tüketiyor
her on yılda bir dünyayı sallıyor ekonomik kriz
boşa giden bir ömre daha fazla tahammül edebilir misiniz

Zafer Acarı öldürmeliyiz
paranoyak varlığıyla daha bir kalabalık yapıyor dünyayı
bütün kimliklerini elinden alıp yırtmalıyız
kendi de bıkmıştır kendinden
asit içerek midesini oyabilir
cinayetimize yardımcı olabilir

Zafer Acarı öldürmeliyiz
tek tabanca dolaşıyor
her an birimizin kafasında patlayabilir
muktedirlere saldırdığını gördüm kaç kez
koca kütüphaneden birkaç kitabın eksilmesi gibi
yokluğu kolay kolay fark edilmez

Zafer Acarı öldürmeliyiz
kalemini kırmalı dilini kesip kedilere vermeliyiz
jestlerle mimiklerle düstursuz konuşuyor
bazı kelimeleri yanlış telaffuz ediyor
nerede susacağını bilmiyor
ne şairi Türkçenin düşmanı 
dil alimlerinin fetvasına göre helaldir kanı

Zafer Acarı öldürmeliyiz
satın alınamayacak kadar değersiz o
geri kafalının teki
Lidyalılardan evvelki devirlerde yaşıyor
insanoğlu takas edilemez diyor
başımıza filozof kesildi
süt beyazı dondurma olduğumuz halde yalamıyor bizi
utanmadan diyor: “külahta dondurma yok mu
milletimizi bozdu
alıştırdı yalakalığa”
ne alakası varsa

Zafer Acarı öldürmeliyiz
acele etmeliyiz ecele bırakmamalıyız bu işi
her türlü tecavüzü taciz ediyor
nesnelere bile özgürlük istiyor
anayasanın olmadığı yerlerde
babayasaları kullanırmış diktatörler
bünyemize sızmış bir mikrop o
eşitlik eşitlik diye bağırıyor içimizde
çoğalıp hasta edebilir bizi
görünün hemen Amerikan Hastanesindeki hekiminize

Zafer Acarı öldürmeliyiz
karınca gövdesiyle gökdelenimizi küçümsüyor
gücünü Everestten almışçasına duruyor karşımızda dimdik
postallarımızla onu çoktan ezip geçmeliydik

Zafer Acarı 40’ına varmadan öldürmeliyiz
sağ bıraktık Muhammedi
gördünüz başımıza neler geldi
sempatik gülüşüne kanmamalıyız
ip var asabiliriz onu silah var kurşuna dizebiliriz
sürgüne zorlasak peygamberi gibi orduyla döner
hapse atsak kendini Yusuf zanneder
sonra memleketin başına geçer

Zafer Acarı öldürmeliyiz
Allaha inanıyor çünkü
inanılır gibi değil hemen öldürmeliyiz
kitaplarıyla birlikte gömmeliyiz Belgrat Ormanına
her imgesi bir terörist

mezar taşı bile fazla ona

Zafer Acar

29 Ekim 2016 Cumartesi

YEPREM TÜRK'TEN YENİ ŞİİR KİTABI

2000 sonrasının önemli şairlerinden Yeprem Türk'ün üçüncü şiir kitabı "Milletimde Muhammed'in (s.a.v.) Cemali" Kuruluş Yayınlarından çıktı. Genel olarak millet, ahiret ve adalet kavramları üzerine yoğunlaşan ve yalın diliyle okuru hemencecik metne dahil eden şiirlerle dolu bu kitabı, şiirseverlere gönül rahatlığıyla öneririz. Bu da kitaptan tadımlık bir bölüm:

DER

Aşk ve Allah birlikte gelir
Bunu gözyaşı anlatır
Ve kirpiklerdir, incedir
Muhammed'in selamını damlatır

Aşk uyanırsa gizlilik şarttır
Rabbül alemin kamuflajını verir
İlham neşesiyle hemen tilkileşme
Allah senin bu şeklini de bilir

21 Temmuz 2016 Perşembe

DARBE BİR SAPMA VE CİNNETTİR


Bizim kuşak ’60 darbesini kitaplardan okudu. 72 muhtırasında ilkokul öğrencisiydi. 80 darbesini bütün acılarıyla yaşadı. Hapse atılanlar arasında ben de vardım. 28 Şubat 1997 darbesi bu ülkenin yeni bir savrulmasıydı. 27 Nisan millet iradesine bir itirazdı. 15 Temmuz 2016 bir cinnet ve akıl tutulmasıdır.
     Bütün bunlar bize hep bir şey söyledi, ancak biz kulaklarımızı tıkadık. Devlet, milletin huzur ve refahı, güvenliği, girişim ve yatırım hakkını teminat altına alan, eşitlikçi; vatandaşları arasında din, dil, etnik kimlik gözetmeksizin kurulmuş sosyal bir yapıdır. Bu yapıda hizmet üretmek üzere sorumluluk üstlenenler o kurumu ele geçirmek ve kendilerinden olmayanı yok etmek gibi bir amaç güdemezdi. Bunu başaramadık. Tarihi süreç içinde karalarımızı hep mensubu oyduğumuz inanç ve ideolojiler belirledi. Yanıldık, yanıltıldık, aldatıldık ve ihanete uğradık.
     Osmanlının son iki asrı ve cumhuriyet tarihi boyunca bir takım grup ve cemaat organizasyonları “devleti ele geçirmek” üzere bir çaba içinde oldular. Devleti “ele geçirme”nin seküler, dini ve etnik hiçbir meşru gerekçesi yoktur. Devleti yöneten meşru organlar, devleti ehil olmayan ve gizli ajandaları olan tüm dini, etnik, seküler, ideolojik ve mesiatik-mehtici yapılara karşı korumakla yükümlüdür.  İnanmış insanların iktidar dönemleri mesihçi-cemaatçı ve dinî görüntü veren hurafeci guruplara açık hale gelir. Çoklukla tehlike olarak da görülmezler ve palazlanırlar. FETÖ organizasyonun devlet kademelerinde yaygın olarak yayılmasının tarihi Özal iktidar dönemine tekabül eder. Daha sonraları bütün iktidarlarla işbirliği içine girer ve yabancı istihbarat örgütlerine eğitim kurumları üzerinden yataklık yaparak gelişir. Tayyip Erdoğan iktidarı süresince  “zararsız, ehl-i kıble” kabul edilir ve palazlanarak güvenlik, hukuk ve eğitim kurumlarını “ele geçirir”. Kendileri dışında hiçbir meşruiyet alanı tanımaz ve nihayet darbeler tarihinin en ölçüsüz ve ahlaksız kalkışmasını başlatır. Devletin tankı, topu, uçağı ve silahı ilk defa millete ve milletin kurumlarına karşı kullanılır. Babalar ve oğulları birlikte şehit edilir. Milletin meclisi, MİT binası, güvenlik, iletişim ve medya kurumları havadan, karadan ve denizden kuşatılarak kurşun yağmuruna tutulur.
     Dünya edebiyatının en kanlı sayfaları, en gür şiirleri ve en hüzünlü hikâyeleri darbe dönemlerinde yazılmıştır. Kanlı darbelere sahne olan Şili, Yunanistan ve Türkiye’nin edebiyatçıları tanıklıklarını yazdılar. Şili diktatörü Pinochet  darbesi döneminde Isabel Allende en sevdiği dedesinin hastalığında yanında olsaydı Ruhlar Evi diye bir roman olmayacaktı. İtalyan Gazeteci Oriana Fallaci’nin Yunanistan’daki cunta dönemini anlattığı Bir İnsan olur muydu dersiniz?
     Türkiye’de darbe dönemlerini konu alan yüz-yüz elli civarında roman olduğunu tahmin ediyorum. Birkaç tanesini zikretmek gerekirse Çetin Altan’ın Büyük Gözaltı’sı, Erdal Öz’ün Yaralısın’ı, Sevgi Soysal’ın Şafak’ı, Attila İlhan’ın Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Vedat Türkali’nin Güven ve Bir Gün Tek Başına’sı ile 28 Şubat’ı mesele edinen dostum Ahmet Kekeç’in Yağmurdan Sonra isimli çalışmasından söz edilebilir.
     Kifayetsiz yalakalık ve yaltaklanmaya prim vermediğimizde, emaneti ehline tevdi ettiğimizde; kifayetsiz muhterise ve sahte mollaya iltifat etmediğimizde, talimat hiyerarşisinde yancılara ayrıcalık tanımadığımızda paralel ve darbe devleti heveslileri küçük akıllarının mesiyatik girdabında kaybolacaktır.
Üzeyir İlbak
Türkiye Dil ve Edebiyat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni