27 Temmuz 2014 Pazar

SANSASYONEL HABER GAZELİ


Yepyeni bir din gibi doğan bebekler
bizden iman etmemizi bekler

halimize bakıp ağlar o nurlu gözler
sanki çeşmesi açık unutulmuş Kevser

gülleşip güzelleşmemiz için
beden toprağına ekilen özümüz yeşerse yeter  

serçe yavrusu gibi kanatsız içimizi
havalandırsın hoş kokularıyla çiçekler 

gitsin hancı, sancı bize kalsın
doğum sarhoşu olsun her yer

al yanaktan bir makas alalım –alalım mı, alalım-
bayramdır elbet dağıtılır şeker

ezelden gelip ebede giden bebekler
verir bize gaybdan sansasyonel haber

gelsin yanımıza  
özgürlüğe esir düşüp de insan olmayı özleyenler

sesimizde Allahın sesi gizli
sesimizi frekanslarına ayırın hadi


Zafer Acar

11 Temmuz 2014 Cuma

Eeeeeeeeeeeeee GAZELİ



Değişir sandık memleketin kaderi lakin doğdu yeni bir burjuva
açla aç tokla tok yatıyor Müslümandılar güya

anayasamızdaki birçok baba-maddenin
zehirli kimyasal olduğunu kim haykıracak mecliste ha-kim

gördüm bu kör olasıca gözlerle gördüm
başkentteki 550 füze rampasının bize karşı konuçlandırıldığını

ana kucağı zannı uyandıran koltuklar seni de uyutup kirletti
temizdin evet çok temiz ama isminle müsemma değilsin artık ağa  

amaca giden bir yol bile açmadan kendini amaç edindin
Eeeeeee nerede kaldı seni kudretli kılan din

Eyyübü hatırlatmadı mı hiç-danışmanların sana
çocukların yüzünden üvey evladın oldu öz dava

devlet geleneğimiz devam ediyor Fuzuliden bu yana 
değişen hiçbir şey yok şairler adına

meselâ randevu istedim Nabi Abiden cevap gelmedi
sanırım Milli Eğitim Bakanı girdi aramıza

anladım ki kimlik sahibi olunmuyor
bir kütüğe yazılıp nüfus cüzdanı almakla

hey Tanrım içimden kulak ver bana  
yoruldum sen düşün benim yerime biraz da:

neden İslami partilere müminler oy verir
ama çoğunlukla amelsiz Müslümanlar iktidara gelir

Zafer Acar 


9 Temmuz 2014 Çarşamba

GAZZE GAZELİ



Orta Doğunun down sendromlu bebeği İsrail
canavara dönüştü ensest ilişkiden doğmuş sanki

çeşmelerden kan aksın istiyor yeniden
bunun için değil dinden insanlıktan bile çıkmayı göze almış

Müslüman gibi saf olmalı kurban tabii
biliyor İslam dışındakiler kirli

coğrafyamızda dolaşan bir meleksin sen
İsrafil kılıklı gayr-i resmi bir ölüm meleği

Öyle zulümler yaptın ki
cahil kaldı bilgeliğim

Arz-ı Mevutla olacağını sanıyorsan mevcut aldanıyorsun
kayboldun çöllerde Musasız bulamazsın kendini bile  

köleydin açtın ama sonra gök sofrasını bile beğenmez oldun  
gözünü toprak doyursun

hava çok sıcaktı şu Ramazan ayında
yağmur bekleyen Gazzeyi bombaladın

dişimi sıktım yumruklar savurdum
sana benziyor diye gördüğüm her gökdelene

dilinizi mi yuttunuz diyeceğim fakat görüyorum sarkmış
ancak havlamayı bilirsiniz siz halk liderleri İsrail köpekleri

her şey bir yana meraktan çatladım soracağım
orucu bozulur mu Tanrım kurşun yiyen Müslümanın

Zafer Acar



12 Haziran 2014 Perşembe

YENİ SLOGANIMIZ: YAPACAK BİR ŞEY YOK , NECİP FAZIL ÖDÜLÜ



Yazmıştım. Star Gazetesi’nce düzenlenen Necip Fazıl ödülü vesilesiyle “takdir etmek” meselesini farklı yönlerden bir defa daha ele almak gerektiğini hissediyorum: İslami camia geleneksel öğretilerden dolayı muhataplarına iltifat etmekten uzak durur. Allah’a ve aşırıya kaçmamak şartıyla peygambere övgüde bulunulabilir. Peygamberimiz de kendisini abartılı övenlere karşı “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi beni ölçüsüz övmeyin” demiştir. Övgü, hayranlık duygusuyla birlikte insanı tapınmaya da sürükleyebilir; dinimiz, oldukça duyarlıdır bu konuda. Aşırı övülen biri için peygamberimiz “Adamı mahvettiniz” demiş. Hz. Ebubekir, iltifatlar karşısında “Ya Rabbi! Sen beni benden daha iyi bilirsin. Ben de beni övenlerden daha iyi bilirim. Beni onların zannettiği gibi yap” diyerek mahcubiyetini ifade etmiştir. Bunlarla birlikte şu hadis-i şerifi de şımartılmaktan dolayı felakete sürüklenen iktidarın kulağına goygoycuların duymayacağı bir şekilde fısıldayalım: “Meddahlar (dalkavuklar)la karşılaştığınızda yüzlerine toprak saçın.”
İslam ahlakı, zamanla peygamberden sahabeye ve tüm Müslümanlara yayılmıştır. Fakat, birçok hususta olduğu gibi övgü konusunda da aşırı yoruma düşmüş, her türlü övgüyü yergiyle karşılar olmuşuz. Sezai Karakoç’un ödüle karşı oluşunu ise İslami bilinçle, pir-i fanilikle ilişkilendirmek, ödülü bir tek Allah’tan beklediğini söylemek için dahi olmaya gerek yok. Üstelik gençliğinde büyük sıkıntılara göğüs germiş bir şair, yaşlılık döneminde aldığı ödülü ne yapsındı. Sonuç: Övmek değil; hak etmeyeni övmek, hak edeni ise aşırı övmek sakıncalı; ama kesinlikle, yetenekli ve çalışkan gençlere iltifat emek elzemdir. Elbette farkındayız, övgünün fazlası, kişiyi kibirlendirebilir, kibir de doğal olarak tepkilerle karşılanır. Şöhret sarhoşu olan Victor Hugo için muhaliflerden biri şöyle demiş: “Victor Hugo öyle bir ahmak ki, kendini Victor Hugo zannediyor.” Zannetmiş de ne olmuş sanki, işte hâlâ yaşıyor, Hugo’yu dünya okuyor. Büyük yetenekleri işaret etmekten, övmekten korkmamalıyız.   
            Sol edebiyat çevrelerinde onlarca yarışma var, eskiden diyorduk, solu iktidar destekliyor, o yüzden sol, her önüne gelene ödül veriyor, yıllardır iktidarda değil, ama bir şekilde ödül kurumu varlığını sürdürüyor. Ne yazık ki İslami camia iktidara geldikten sonra, ödül konusunda herhangi bir atak yapamadı. Gökdelenler dikti, holdingler kurdu ama sanatsal kalkınmaya hiçbir şekilde önem vermedi, Cahit Zarifoğlu ödülünü bile devam ettiremedi. Bana öyle geliyor ki, bir sanatkâr adına verilen ödül, devam ettirilemediği takdirde o sanatkâr ikinci defa ölmüş, hatta öldürülmüş olur, Cahit Zarifoğlu’nun başına gelen budur. Soralım, sol kesimde bu kadar fazla ödül verilmesi doğru mudur? İlk cevabım hayır, ikinci cevabım evet, çünkü ülkemizde şair ve yazarlar, Batı’da olduğu gibi devlet tarafından desteklenmiyor, ödül bahanesiyle ekonomik açıdan az da olsa rahatlatılıyor. Bir yokluğun zorunluluğu ödül.
            Star Gazetesi’nin düzenlediği Necip Fazıl ödülü, umarız ölü doğmamıştır. Bu ödül üzerine düşündüğümüzde 5N 1K sorularına tatmin edici cevaplar bulamadık, şimdi onlarca yıldan sonra bir ödülümüz oldu, onu mu eleştirelim, diye de düşünmüyor değiliz. Lakin yapacak bir şey yok, son derece aceleye getirilmiş, savsaklanmış bir ödül, mesela neden Zaman gazetesi yazarı Beşir Ayvazoğlu, Star gazetesinin ödülüne jüri başkanı olur, alın size paradoksun dik alası? Eğer ödül, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Peyami Safa vb. Beşir Ayvazoğlu’nun mesai alanlarından birinin adına verilmiş olsa meseleyi bir nebze anlardık. Beşir Ayvazoğlu, belki de en başta Necip Fazıl üzerine çalışmalıydı, ama çalışmadı, bu bir soru işareti. Jüri başkanlığını, bana soracak olsalardı, kesinlikle iki yüz yıl daha bana sormazlar, bunu adım gibi biliyorum, Necip Fazıl uzmanı Orhan Okay yapsın derdim. İş, baştan yanlış, bu yüzden jüri üyeleri konusuna girmek istemiyorum. Üç isim isabetli, üç isim sakat.
            Ödüller kime verildi? Öyküde, ödülden ödüle koşan romancı Güray Süngü’ye. İronik, değil mi? Güray Süngü, roman alanında "Oğuz Atay" ve "Türkiye Yazarlar Birliği" ödüllerine değer görülmüştü. Hak etmiyor mu, ediyor elbette, zaten kaç romancımız var ki. Güray Süngü, öykü konusunda yanlış bir tercih. Bir romancı, iyi öyküler yazamaz demiyorum, lakin unutulmamalı ki, öyküye hayatlarını vakfetmiş Mustafa Kutlu, Ali Haydar Haksal, Hüseyin Su, Cemal Şakar gibi ustalar var. Öykü, Güray Süngü’nün ana yolu değil, patikası. Haaa, amacımız gençleri öne çıkarmaktır diyorlarsa, ödüllendirilen diğer isimlerin yaşlarına baktığımızda öyle olmadığını görüyoruz. Şiire gelelim ve duralım. Cahit Koytak deyip duralım, Ebubekir Eroğlu, Cumali Ünaldı, Kâmil Eşfak Berki deyip duralım ve şimdi yolun üstüne bakalım: Arif Ay, Mürsel Sönmez, Cevdet Karal, İbrahim Tenekeci, Ahmet Murat ve daha birçok ismin şiire verdikleri emekle, yani dergiciliği ve yazılarıyla, duruşlarıyla bence şiir ödülünü Hüseyin Atlansoy’dan daha çok hak ediyorlar. Sanırım ödülde, suya sabuna dokunmayan, kendi halinde arkadaşlar tercih edilmiş.
              Kestirmeden söyleyeyim, saygı ödülü Nuri Pakdil’e verilmemeli, Nuri Pakdil adına ödül düzenlenmeli. Böylesi bir duruma usta, daha çok memnun kalır. Bizce bu ödülü, herkesten çok, üstat Necip Fazıl üzerine belki de ilk kapsamlı çalışmayı yapan merhum Mustafa Miyasoğlu hak ediyor, onun anısına ailesi alabilirdi.
Bir de Harvard Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Gülru Necipoğlu'nun "Sinan Çağı" ,- Prof. Dr. İsmail Erünsal'ın da "Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar" eserleri "Fikir-Araştırma Ödülü"ne layık görülmüş. Kitap isimlerinden de anlaşılacağı üzere muhafazakar hassasiyetlerle verilmiş bu ödüller, çünkü jüri başkanı Beşir Ayvazoğlu, sever böylesi masa başı kütüphane çalışmalarını. Ödüllerin sahipleri profesör. Araştırmak, profesörlerin asli görevlerinden, maddi-manevi açıdan teşvik edilmeye ihtiyaçları olmamalı. Asıl görülmesi ve desteklenmesi gereken, sanat çevrelerindeki alaylı ve parasız düşünürlerdir. Akademisyenlere ödül verilmesin demiyorum ama bir şair adına düzenlenen ödülde öncelik sırası edebiyatçıların olmalıdır. Çoğu edebiyatçı olan sayın jüriye göre edebiyatçılar bilim üretemez mi? Bu alanda kıymetli eserler vermiş isimler de sayabiliriz size, ama bu defa saymayalım, onu da jüriye bırakalım.   
           Belki de diyeceksiniz, aman kardeşim, ne sert eleştirmensin, bu devenin hiç mi düzgün yanı yok. Olmaz olur mu, var elbet: Necip Fazıl adına ödül düzenlemek az şey değil, müthiş bir buluş.

Zafer Acar

9 Haziran 2014 Pazartesi

SEYR-İ ÂLEM GAZELİ


Buhar yükseldikçe su alçalıyor insan özver(g)iden çalıyor çalıyor
duymuyor musunuz baharın çiçekten çığlıkları yeryüzünü parçalıyor

her sakallıyı papaz sanma hoca efendi günah çıkarma
hırsızdır o, umursamaz Tanrıyı, altın olduğu için çanları çalıyor

fark edilmesin diye sıfırın altındaki seviye
muhterem baylar bayanlar denize balıklama dalıyor

su sıçrıyor üzerime, sanıyorum gök mavi mavi kanıyor, neyse
göbekli selülitli gövdeler yüzünden dingin deniz çalkalanıyor

bu hengamede ebedi varlıktan koptuğunu sanan yüzeysel dalga
bir parça menfaat için kıyıdakilerin ayağını yalıyor

niçin ezdirirsin kendini be hey ahmak defalarca hesap ettim: kimse yok
matematiğim iyidir güven bana: bedenden ruh çıkınca geriye O kalıyor

dear Zafer, bodrum katta yaşıyorsun diye üzülme
devletten bile büyüksün sabırla vaktini bekle

sakın ha düşüklerle oturup kalkma bulaşıcıdır alçaklık
arada bir ilahi yüceliği solumak adına somut varlığını yanına al dağlara çık

şükret haline şiir denilen uzay mekiğiyle seyr-i alem yapıyorsun
onların küçücük dünyasına kocaman gözlerle bakıyorsun 

Zafer Acar
      

5 Haziran 2014 Perşembe


  6 Haziran saat 18.30'da Türkiye Dil ve Edebiyat    Derneği'nde Özkan Özgür'ü ağırlayacağız. Bahar döneminin son oturumu olacak bu programa bütün dostlarımızı bekleriz.



2 Haziran 2014 Pazartesi

EL FATİHA GAZELİ

Taş kafalıydı mecazdan anlamıyordu
“para içinde yüzmek”i yanlış yoruyordu

üstelik kaderin cilvesiyle kaza eseri
hazineden sorumlu bakan olmuştu

eskinin üstünü çizmişti bir çırpıda
sarı badanalı yeni ev ve eve uygun Rus kızı almıştı

ontolojik sorunlarını zorlanmadan aştı
yokluk diye bir şey yoktu halk vergi veriyordu

havuzunu dolarla doldurdu
sevgilisiyle para içinde boğuldu

padişahım sen çok yaşa
devletlünün ruhuna el fatiha

Zafer Acar