9 Kasım 2012 Cuma

DERGİYE GÖRE YAZMAK:
ÜSLUPSUZLUK YA DA BUKALEMUN ŞAİR

Konunun başlığı aslında edebi değil psikolojik bir sorunsalı işaret ediyor; ama eleştiri kaleme alıyorsanız, her bilimden azıcık da olsa anlamanız gerekir. Hele de şairlerle ilgilenen biyografi yazarıysanız, mutlak surette psikoloji eğitimi almalı ya da bu alanın sağlam kitaplarını okumalısınız.
       Dergiye göre şiir, öykü, eleştiri yayımlama hinliğine yıllardır şahit olsam da kimseyi rencide etmemek, öte yandan daha önemli konuları bekletmemek adına bu problemi yazmadım. Her yerde görünmek isteyenlerin derdini anlamıyor değilim, böylesi kişiler, popülerlik arzusunun bir tezahürü olarak ortama ve muhataba göre davranırlar, pazar malı olmakta beis görmezler. Evet, yazmadım, çünkü yazmak için seçilen konu, yazının da yönünü ve kalitesini belirliyor en nihayetinde; sıradan bir şiiri incelerken heyecan uyandıran sürpriz çıkarımlarda bulunmak ne mümkün. Tecrübeyle sabittir. Necip Fazıl hakkında yazmak eleştirmene büyük bir metin hediye edebilir, lakin Orhan Veli için bunu söyleyemeyiz. Yine kolaycı, yıllardır tüketilemeyen (!) Orhan Velici akademisyenlere seslenmek istiyorum: Kirli ve sığ suların yüzeyinde kulaç atmayı bırakın da birazcık derinlere dalın.
       Karayazı dergisinin 20. sayısını karıştırırken yıllardır bizim sandığım Mustafa Burak Sezer’in şiirine rastladım, bizden bir arkadaşın şiirini karşı cenahın mecralarında görünce üzülürüm, bu defa üzülmedim, öfkelendim ve bu yazıyı kaleme aldım. Mustafa Burak’ı başta Yedi İklim olmak üzere Dergah vb. camiamızın önemli dergilerinde tanımıştım –tanıyamamışım da denilebilir-, o temiz şiirlerin şairiydi. Oysa öyle değilmiş, bizim dergilerde argo kullanmayan Mustafa Burak, soluğu solcu dergilerde almış; ama kendi olmayı başaramamış. Birkaç defa daha rastlamıştım onun bu denli olmasa da yoldan çıkan şiirlerine, keşke o gün bir eleştiri yöneltseydim. Belki bugün o, böyle bir şiir yazmazdı. Edebiyat ortamında büyük bir eleştiri açığı var, sözü gerçekten doğru.
      “haydar abi”, adlı şiirine ancak derginin son sayfalarında yer bulabilen Mustafa Burak, şiirin adından da anlaşılacağı üzere “haydar abi”ye sesleniyor. Peki, kimdir bu kadar samimi ağızla konuştuğu haydar abi. Bahsi geçen metin şiir olduğu için akla ilk başta Haydar Ergülen geliyor. Şairin niyeti başka da olsa okurun zihninde çakacak anlam-ilki budur. Zihnimizi zorlarsak akla başka isimler de gelir. Mustafa Burak’ın, kimseyi böylesi bir şiirin çağrışım alanına çekmeye hakkı yok. Onun sinkaflı mısralarını alıntılayıp da yazımı kirletmek istemem; meraklıları varsa Karayazı’dan okuyabilir. Çünkü ilginç bir şekilde, azımsanmayacak kadar bu tarz şiire tapan okuyucu var. küçük İskender’den biliyoruz bunu. Çokluk iyi bir şey değil elbette.
       Mustafa Burak’ın tez zamanda, bizim bildiğimiz ve sevdiğimiz kendi öz şiiriyle karşımıza çıkmasını ümit ediyoruz. Kendine gel, ismine dön Mustafa.
      
      Tetikçi
 

 

   

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder