26 Ocak 2013 Cumartesi


TDED ŞİİR YILLIĞI 2012'DEKİ
ELEŞTİRİ YAZILARINDAN BİRKAÇ KESİT 


Zafer Acar
Yalnızlık, Biriciklik midir: Bünyamin K. Şiiri

(...)
Ruh akrabalarını bulmakta zorlandığım, belki de biriciklik zannıyla
kendilerini yalnızlığa mahkûm etmiş Bünyamin K. ile Cahit Zarifoğlu
şiirleri arasında bilhassa mahcubiyet bakımından bir bağlantı kurduğumu söylemek isterim. Fakat Bünyamin K.’nın şiiri daha bir Anadolulu ve saf, büyük şehrin kirli havasından, suyundan kadınından uzak, naif. Cahit Zarifoğlu’nun metropol insanıyla empati kurduğu anlarda, kendi kimliğini kaybettiğini görüyoruz, şiir, karşı tarafın nesnesine dönüşebiliyor. Bu bakımdan çok “kişilikli-ben’li”dir Cahit Zarifoğlu şiiri. Bünyamin K. kimliğinden ödün vermeden merkezinde “tek ben” olan bir şiiri inşa ediyor. Kitabın arka kapağına taşan, benim de açıkçası çok beğendiğim, şairi bütün olarak bulduğum “Bir Felak Bir Bardak” şiirindeki şu mısraa dikkat çekmek istiyorum: “görsünler öpüşmek var diye yağmurlar yağar” (66) İşte, şairin en rahat ve cüretkâr mısraı bu; erotik ifadelere yaklaşmaması ondaki mahcubiyet iddiamla örtüşüyor, sanırım. Şair, kişiliğinin bir uzantısı olarak anlamı, yer yer bir dağın içine gizliyor, bir ovanın yüzeyine...



Abdullah İlhan
Yarın Bekleyebilir (Hüseyin Atlansoy)

 “Yarın Bekleyebilir”, Atlansoy şiirinde bir dönemeç bana göre. Bunu
omurgasını imgeselliğin belirlediği şiirini, sese yaklaştırmasından çıkarıyorum.
Bu radikal dönüşümle beraber, biçimsel bazı farklılıklar da
görüyoruz “Yarın Bekleyebilir”de. Dörtlükler hiç olmadığı kadar Atlansoy
şiirinde öne çıkıyor ve kafiyenin devreye fazlasıyla girmesiyle ses de
dörtlük yapısını sağlamlaştırıyor. İşte tam da burada Cansever’in demek
istediğinden farklı bağlamda mısra işlevini yitiriyor, “Yarın Bekleyebilir”
özelinde konuşursak. Zira çok sesli bir şiirle değil de dış sesin başat
olduğu tek bir ses karşılıyor şiirde bizi. Kusurlu bir lirizm de diyebiliriz
buna. Şair de bu kusuru görmüş ya da hissetmiş olacak ki bu eksikliği
epik unsurlarla kotarmaya çalışıyor. Lirizmin yalınlıkla sınırlanmış yanını epik bir samimiyetle birleştirme çabasını güdüyor. Kitabın başlarında bunu başarmış görünüyor şair. Ancak kitabın ortalarından itibaren sanırım o epik kaynakların tükenmesinden ya da bu tip sert söylemden
oluşmayan genel şiir görüntüsünden olacak, bu kanalın zayıfladığını görüyoruz. Şair şiir geçmişinin kurbanı oluyor kanımca burada; yeni ve farklı bir…



Aykut Nasip Kelebek
Dikkat Köstebek Çıkabilir (Ali Özgür Özkarcı)

“160. Km.”, çoğunlukla, kapatılan “Heves” dergisinde kalmış ürünleri kitaplaştıran bir yayınevi. “160. Km.”, kitapların girişinde “Nikbinlik” şiiri dolayısıyla Nazım Hikmet’i refere ederek “ustamız Nazım Hikmet”tir demeye getiriyor. Fakat bunun zorlama bir ilişki  olduğunu, yayınevinden çıkan kitaplarla Nazım Hikmet arasında herhangi bir ortaklık kurulamayacağını düşünüyorum: ne şiir anlayışı, ne dünya görüşü, ne de toplumsal tavır alış olarak. Şiir sanatına hâkim, ideolojisine sadık ve kitleleri peşinden sürüklemiş bir şairin; halktan, haktan, idealden yoksun kitaplar basan bir yayınevince sahiplenilmesi, hiçbir şekilde tutarlı duramaz. Yayınevinin şairleriyse (?) imge, kafiye vs. değerleri
öteleyerek, ama sadece bunu yaparak yenilikçi olabileceklerini sanıyorlar; yenilikçilik bu kadar mı ucuz? Yenilikçilik, Orhan Veli’nin yetmişsene evvel pişirdiği aşa su katmak mı? Ali Özgür Özkarcı’nın “Dikkat Köstebek Çıkabilir”i, “fakir fukara edebiyatı” yapıyor, bu kitaptaki şiirlerde “muhalif takılan” şiir kişisinin serzenişleriyle karşılaşıyoruz. Fakat bu kitaptaki metinleri, illa da şiir şeklinde sunmaya gerek yokmuş; cümleler
yan yana değil de alt alta sıralanıp makale biçimine de getirilebilirmiş. Çünkü bu metinler, hep düzyazı mantığının etrafında dolaşıyor. Şiirin kalitesi değil, adı...

Tetikçi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder