10 Şubat 2013 Pazar



GELENEĞİN SAVAŞÇI ve BİLGE ŞAİRİ SEZAİ KARAKOÇ

 Zafer Acar'ın 7 Şubat 2013'te Timaş Kitapkahve'de düzenlenen "Diriliş Neslinin Mimarı: Sezai Karakoç" konulu toplantıda yaptığı konuşma metnini yayımlıyoruz. 

Sezai Karakoç olmasaydı, Yahya Kemal’i ne sol ne de sağ yeterince anlayacaktı. İslami camia onu oruç tutmadığı, namaz kılmadığı veya bohem yaşadığı için yargılamaya devam edecek, sosyalistler ise “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” gibi medeniyet merkezli şiirlerinden dolayı muhafazakâr şair diye öteliyor olacaktı. Sosyalist kesime özellikle de II. Yeni şairleri eliyle 1970’li yıllarda yerleşmiştir Yahya Kemal. II. Yeni şairleri, başlarda gelenek-medeniyet vurgusu nedeniyle dışladıkları Yahya Kemal’i gecikmeli olarak ancak aynı akım içerisinde anılan Sezai Karakoç üzerinden kavrayabilmişlerdir; çünkü Sezai Karakoç, gerek düzyazılarında gerekse şiir pratiğinde Yahya Kemal kaynaklı nitelikli somut örneklerle onların karşısına çıkmış, bu sayede fikirlerini değiştirmiştir. O günün hakim edebiyat iktidarı, II. Yeni’nin Sezai Karakoç dışındaki şairleri de buna dahildir, bu kaynağa da el koymak istediler: Necatigil Divançe, Turgut Uyar ise Divan ile bu kaynağın başına oturmayı yeğlemişler; fakat Yahya Kemal ile sentetik, naylon irtibatlar kurmaktan öte geçememişlerdir. Bugün her şey apaçık ortadadır: Sezai Karakoç olmasa, Yahya Kemal sosyalistlerin tapulu şairi haline dönüşecekti. Çünkü bir şair, ancak kendinden sonraki büyük şair veya şairler tarafından kabul edilirse, kalıcı olabilir. Şiir, şiir üzerinden geleceğe yürür. İşte bu yüzden, Yahya Kemal’i topluma kazandırmaya çalışan Ahmet Hamdi’yi büyük şair, Nihat Sami Banarlı’yı da zaten şair olmadığı için bu bağlamda ele almayı doğru bulmuyorum ki onların Yahya Kemal çalışmalarını “Eleştiriye Panoramik Bir Bakış: 0,5+0,5=1 Eleştirmen mi Eder?” başlığı altında Türk Edebiyatı dergisinde değerlendirmiştim. İsmet Özel’in, fundamentalist kafayla Yahya Kemal’i bir zaman hedonist-şarkı sözü yazarı diye karalayıp sosyalistlerin kucağına itmeye çalışması da Sezai Karakoç’un bu yoldaki mücadelesinin zorluğunu ve zorunluluğunu göstermektedir. Yahya Kemal bir gelenektir ve Sezai Karakoç tarafından bütün hatlardan korunmuştur. Burada muhafaza etmiştir demiyorum, Yahya Kemal’i o, kendine has cins zihniyle yeni zamana göre yorumlamayı başarmıştır. İslamiyet’i kabul ettiği, fakat kavrayamadığı yıllarda acelecilikle kaleme aldığı “Üç Mesele”den bu yana kafası karışık olan İsmet Özel’in, medeniyeti ciddi anlamda gündemimize getiren Sezai Karakoç’u hedef alması, farklı bağlamlarda Yahya Kemal’i hazcılık üzerinden vurmaya çalışması ve poetik açıdan şiiri hazla örtüştüren Hilmi Yavuz’u ima etmesi, şair kıskançlığı ötesinde bir durum olarak okunmak zorundadır.
Behçet Necatigil’deki Osmanlı şiiri sempatisi, onun edebiyat hocalığından kaynaklanan bir teknik meseledir, diyip konuyu bu açıdan irdeleyerek dağıtmak istemem. Geleneksel şiire özsel, biçimsel ve hem özsel hem biçimsel bakımdan eklemlenen modern şiirin büyük şairlerini komple bir arada sayacak olursak bu silsilede Sezai Karakoç’tan sonra çizgisellik gereği Hilmi Yavuz’u da saymamız gerekecek: Mehmet Âkif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Hilmi Yavuz. Bazen şairler akranı şairi yanlış okuyabilir, okumak isteyebilir. Kendinden öncesine, bu büyük şairler silsilesinde yer alabilecek nitelik ve niceliğe erişememiş bir şairi, Asaf Halet’i yerleştirmesi, Hilmi Yavuz’un gözümüzden kaçmayan yanılgısıdır. T.E. Eliot’un belirlemesinden yola çıkacak olursam, büyük şairde olması gereken niteliklerden ikisi duygu ve fikirdir, şair, eğer buna bir de bilgeliği eklerse dünya çapında olmaması için hiçbir neden yoktur. Dünya halkları Mevlana’da Doğu bilgeliğiyle karşılaştı ve çarpıldı. Asaf Halet’e bu açılardan bakarsa Hilmi Yavuz, hiç zorlanmadan bizimle aynı düzlemde buluşacaktır.
Hilmi Yavuz’un Zaman’da yazması ve bilhassa Ak Parti iktidarından aldığı psikolojik güçle İslami kimliğini açıkça ortaya koyması, Osmanlı şiirine bakışının onun hayatıyla da örtüştüğü ve meseleye, Hocası Necatigil gibi teknik açıdan bakmadığı, samimi yaklaştığı sonucuna götürdü bizi. O, eklemlendiği şairler silsilesine artık kendinden önceki şair olarak Sezai Karakoç’u samimiyetin bir pekiştireci olarak almak zorunda. Çünkü 80’li yıllardan bu yana kurmaya çalıştığı şiiri ve poetikayı ondan bir kuşak önce Sezai Karakoç kurmuştu zaten. Halet Çelebi aslında Sezai Karakoç’un siluetidir onda, zorlamadır.
Hece ölçüsünden gelen ve serbest şiire hece aşısı yapan da Sezai Karakoç’tur. Şairin, “Gün Doğmadan” şiir bütünlüğüne Monna Rosa ve Yağmur Duası gibi hece şiirlerini koyması da bu bağlantının ipuçlarıdır ve Batı’yı çok iyi bilmesine rağmen yerli biçimden ve biçimle gelen özden vazgeçmediğinin somut göstergesidir. Onun heceye modern yaklaşımlarla yerinde ve önemli katkılarda bulunduğu unutulmamalıdır; şiirlerinde, yenilenen haliyle hece, her şekliyle vardır. O, kafiyeyi üstadı Necip Fazıl’dan kavramıştır ve kusursuz kullanır. Aliterasyon ve asonans gibi kimi ses unsurunun kaynağını ise Osmanlı şiirinde aramak daha doğru olur. Sezai Karakoç, şiirinin sesini halk ozanlarından, özünü ise Osmanlı şairlerinden almıştır bence. O, doğaçlama söyleyişiyle de halk ozanına benzer. Onda, özün taşıyıcısı mazmunlar ise Osmanlıdır.
Sezai Karakoç;
Savaşçıdır, çünkü Müslüman’dır.
Savaşçıdır, çünkü adıyla birlikte kulağına okunan cihat emrine hayatı boyunca uymuştur.
Savaşçıdır, çünkü İslam demenin karşılığının hapis cezası olduğu yıllarda, İslam kahramanı Necip Fazıl’ın yanında daha ilk gençlik yıllarında dimdik durmuştur.
Savaşçıdır, çünkü sol fikrin kalesi Ankara Siyasal’da okumasına ve bu tahsilinden elde edeceği bürokratik imkanlara ve dünyevi payelere rağmen ahret demiştir.
Savaşçıdır, çünkü nefsini dizginlemeyi başarmıştır.
Savaşçıdır, çünkü diridir ve en kritik anlarda milleti adına en doğru seçimleri yapmıştır.
Savaşçıdır, çünkü savaşçı olmak zorundadır, hayat boyu İslam’ın temsilcisi olarak görülmüş ve İslam düşmanları tarafından fikirleri ve sanatı hep saldırıya uğramıştır.
Savaşçıdır, çünkü kara kıştan bıkmış, baharı özlemiştir.
Savaşçıdır, çünkü barıştan yanadır.
Savaşçıdır, çünkü… (üç nokta) yüzyıllardır anlamını beklemektedir.
Savaşçıdır, çünkü kendi değil, adı dolaşmaktadır her yerde. 


   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder