21 Mart 2013 Perşembe



 
            ÖRTÜLÜ ÖDENEK (TAHSİSAT-I MESTÛRE) VE DÖVİZ MESELESİ


Habertürk, Menderes’in Yassıada’da yargılandığı örtülü ödenek dosyasına ilişkin çarpıcı haberlere ulaşmış. Necip Fazıl, Peyami Safa, Yahya Kemal, Hamdullah Suphi, Cemal Kutay, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Yusuf Ziya Ortaç, İbrahim Çallı gibi ünlü simalar Menderes’e mektup göndermiş. Bu konu basında yer buldu, kulislerde konuşuldu, kültürel içerikli konferanslarda dinleyiciler konuşmacılara bu konuyla ilgili sorular yönelttiler.
            Yolsuzluklar ülkesinde örtülü ödeneğin kalıntılarını iğneyle kazmak, pireyi deve yapmak –duruma göre deveyi pire yapmakta hünelidirler- ve kıymetli değerlerimize saldırmak ruhen aç edebiyatçıların ne kadar da hoşuna gidiyor. Bu tartışmalara bakıldığında sadece şair ve yazarlar örtülü ödenekten yararlanmış düşüncesine kapılıyoruz. Hayır, bugünün nice büyük gazetesi Menderes’ten milyonlar koparmış ve sonra da Menderes’in aleyhine dönmüştür. Necip Fazıl’ın bin liraları devede kulak bile değildir. Bunlar konuşulmuyor, çünkü büyük paralar götürenlerin elinde güç var, onlara sözde adalet savunucularının çoğu o bünyeden bit gibi nemalanmaktalar.
             Şu saldırılara bakınca diyorum, hâlâ Necip Fazıl öz yurdunda gariptir: “Bilim ve Ütopya” dergisi büyük puntolarla kapaktan “Gericiliğin Üstadı Necip Fazıl” başlığıyla karşımıza çıktı. Yasak Meyve ise kapaktan “Necip Fazıl’dan Menderes’e Mektuplar” derken içeride bu başlık “Necip Fazıl’dan Menderes’e Yalvaran Mektuplar” şeklinde iki yüzlülük alameti olarak metamorfoza-deformasyona uğramış. “gericiliğin üstadı” bağnaz bir zihinden doğduğu apaçık, ben bu derginin şimdiye dek herhangi biri için böyle bir başlık attığına şahit olmadım. “Yalvarmak” göstergesini ise “Yasak Meyve” özellikle seçmiş. Türk edebiyatının üstadı, hâlâ garip olmasa bu tarz saldırılara uğramazdı. Saldırıları şöyle okuyorum: Çökmüş ideolojilerin ağır ve kirli taşları altında kalan Yassıadalı cuntacılardan bize ulaşan cırtlak sesler. Necip Fazıl’a hakarette bulunanların kendilerine inançlarını ve saygılarını kaybettikleri su götürmez bir gerçek.
              Ne yapmış Necip Fazıl, hayatı boyunca yazmış, tam bir aydın kimliğiyle zorba iktidarlara karşı mücadele vermiş, farklı görüşte birçok kalemi dergisinde buluşturmayı başarmıştır. Necip Fazıl’a gerici diyenler “Büyük Doğu”yu zahmet edip bu açıdan incelesinler. Bir gerici, farklı düşüncedeki adamlara nasıl dergisinin sayfalarını açar ki. Bugünün kaç dergisi “Büyük Doğu” kadar kucaklayıcıdır, sorarım.
               Öte yandan, Necip Fazıl’ın ne çok sıkıntı yaşadığı, düşünceleri yüzünden birçok defa hapis yattığını da biliyoruz. Örtülü ödenekten aldığı o küçük desteğin ise derginin ancak üç beş sayısını çıkarmaya yeteceğini, o dönemin ekonomik şartlarını bilenlerin gözünden kaçmamıştır elbet. Bütün yayınlarını örtülü ödenekle yaptığı yanılgısını insanların zihnine yerleştirmek istiyor hakikat düşmanı basın. Necip Fazıl’a yönelik karalama yeni değil, onun İslam’a yöneliminden beri sürmekte, artık bir klişeye dönüştü. Bütün bunlara rağmen “Büyük Doğu”yu çıkarmaktan vazgeçmemiştir Üstat, eline geçen her parayı davası için harcamıştır, işte onun cesaret abidesi Yassıada müdafaa-nâmesi: "Bütün aldıklarımı, mücadelesini ettiğim yolda harcadım. Ve sadece harcamakla kalmayıp, evimdeki eski koltuk ve halılara kadar da bu uğurda satmaya mecbur oldum. Zira Adnan Beyin ‘bir kere başla, sonu gelir’ diye ettiği her yardım, Demokrat Parti iktidarının menfî kutbu tarafından engellenince, kendisine bir ev yaptırılmaya başlanıp, birinci katı çıkmadan yüzüstü bırakılan bîçare gibi, elimdekini avucumdakini sarf etmeğe, üstelik büyük bir borç altına girmeye mahkum oldum. Yani örtülü ödenekten bana verilen paralar, şahsıma bir şey getirmek yerine, benim bütün imkanlarımı yedi, bitirdi ve neyim varsa götürdü. Böylece Adnan Menderes, örtülü ödeneğiyle beni kullanmış değil, asıl ben onu idealim uğrunda kullanmaya teşebbüs etmiş, fakat iradesiz ve sebatsız karakteri yüzünden muvaffak bulunmuş olamıyorum. Benim, bir dava uğrunda bir nevi vergi hakkiyle alabildiğim, reklam parasına bile yetmez, gülünç meblağlara karşılık, kendisinden milyonlar devşirip şimdi gözünü oymaya bakan, Büyük Doğu'yu örtülü ödenek beslenesi olmakla suçlayan ve hesap vermeğe davet edilmeyen bazı gazetelerin hali, masumluk ve ulviliğimizin ters tarafından mükemmel bir ifadesidir." Dedikodudan keyif alan güruh, Necip Fazıl’ın şu kötü alışkanlığı vardı, üstat şöyle biriydi, böyle biriydi, paraları orada burada çarçur etti diyor. Necip Fazıl’ın eserleri ve büyük maneviyatı yanında, hayat karşısındaki küçük tökezlemeleri hiçtir, onları alıp ayyuka çıkmak, en son konuşulacak yönlerini epigraf yapmak ise kötü niyetten başka bir şey değildir. TV kanalları, gazeteler, sosyal medya ya da edebiyat ve düşünce dergileri Necip Fazıl hakkında özel yayınlar yaptılar da sıra onun örtülü ödeneğine mi geldi. Değil elbette, mesele başka.    
             Bir de şair ve yazarlar her daim yaygara koparırlar “hükümet bizi desteklemiyor, kültüre önem vermiyor vs.” diye, örtülü ödenekten yararlanmak en çok da şair ve yazarların, kültür adamlarının hakkıdır. Necip Fazıl samimidir, inanmıştır Adnan Menderes’e, sonuna dek de destek vermiştir, savunmasında şunları da söylüyor: “İlk Türk gazetesi olan Takvim-i Vekayi’den bugüne kadar fikre müstenit bir tek gazete mevcut değildir ki, şu veya bu şekilde hükümetten yardım görmesin.” Örtülü ödenekten yararlanan ötekiler gibi Adnan Menderes’i idam sehpasına göndermemiştir.  
             Aynı zamanda hükümetten döviz talebinde bulunan yazarlar olmuş, Peyami Safa: “Müşkül durumdayım (O dönem Milliyet’te yazan Peyami Safa, Müsteşar’dan, eşinin yurt dışındaki tedavisi için döviz istiyor) Başvekil efendiyi rahatsız etmekten çekiniyorum. Bana olan teveccühünü kaybettiğim zannı ve endişesi içindeyim. (…) Bu müşkül durumumda bana yine bir kardeşlik yapmanı ve meseleyi münasip gördüğün bir kanaldan halletmeni ehemmiyetle rica ederim.” Milletvekili olmasına rağmen Yusuf Ziya Ortaç, Almanya’da okuyan oğlu için döviz istiyor ve devam ediyor: “Üzülecek bir şey söyleyeyim mi? Bizim meşhur otomobil iki aydır garajda. Otomatik vites olduğu için kullanması zor. Paramparça ettiler, şimdi Amerika’dan yedek parça bekliyorum. (…) Ben 2 bin dolar bulup bir arabacık getiremedim. Kırılıyorum… Amma o kadar darılamıyorum.” (Habertürk, 2 Ocak 2013) Hastalık, okul masrafları tamam da aklı başında hiç kimse hele de milletvekili iken araba için hükümetten para istemez. İşin özü şu: O dönemde öyle kolay döviz bulunmuyor. Ancak devletten Türk parası karşılığında döviz alabiliyorsun. Aksi takdirde yurt dışında okuyan çocuğuna para gönderemezsin, bir hastayı başka bir ülkeye tedavi için götüremezsin. Bankadan döviz alabilmek için ise araya yüksek bürokrat koymak gerekiyor. O kadar. Bugünden meselelere bakmak anakronizme düşmemize neden olur. Entelektüel kılıklı adamların bundan kurtulma şansı yok. 


Zafer Acar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder