27 Temmuz 2013 Cumartesi


EDEBİYATIMIZDA MUĞLAKLIK

Edebiyatımızda, II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan ideolojik kamplaşmalar; şiddeti gelişmelere göre değişse de, Soğuk Savaş’ı, çok sayıda askeri darbeyi ve toplumsal hareketi de tecrübe ederek günümüze kadar geldi. Bu kamplarda yetişen şair ve yazarları; solcu-sağcı, seküler-dindar, Marksist-İslamcı, inanan-inanmayan vs. farklı biçimlerde tasnif edebiliriz. Fakat bugün, onların hepsinden farklı bir tip ortaya çıktı, bunda kapitalizmin 80 sonrasındaki birtakım uygulamaları ve darbelerin getirdiği yıkımların etkisi ayrı ayrı tartışılır, ama konuşmalıyız bu insanı: Evet, muğlak tipler işgal etmekte edebiyatımızı, ideolojik anlamda muğlak tipler. Farklı ideolojilerden insanlar elbette arkadaşlık yapabilir, karşıt dergilerde yazabilir, yayınevleriyle çalışabilir. İnancını ve karakterini satılığa çıkarmadıktan, dünya görüşün üzerinde soru işaretlerine neden olmadıktan sonra bunda bir sıkıntı yok; ancak çoğunluğu 1970 sonrasında doğmuş bu muğlak tiplerin ne olduğu, nerede durduğu, neye inandığı, hangi ideallerle hareket ettiği belli değil. Kimi en başta da böyleydi, kimi zamanla böyle oldu, ama hepsinin derdi aynı: popüler olmak ve para kazanmak. Böylelerinin, başlı başına bir muğlaklık olan Gezi Parkı hadisesine destek vermeleri, Marksizan sloganlar eşliğinde sözüm ona iftar açmaları da aynı amaca hizmet ediyor.
Edebiyatını, şahsiyetli bir şekilde ve nitelikten ödün vermeden ideolojisinin hizmetine veren bir sanatkâr; yaşadığı dönemde, elit çevrelerde etki sağlamakla birlikte asla geniş kitlelerce okunan birine dönüşemez ve doğrusu bu durumu umursamaz da. Çünkü toplum, ideolojiden korkar, nasıl bir şeyse tarafsızlığı arar, niteliğe yüz vermez. Hele de büyük şehir insanının nitelik aramadığını; çarpık, yüzeysel ve maddeci yaşantısından çıkarabilirsiniz.
Günün çok satan yazarlarına bakın, burada söylediklerimin somutlaşmasına şahit olacaksınız onlarda. Sosyal medya ergenlerinin jargonuyla konuşur, sıradan aşk ve macera filmlerinden konular devşirir, zor meselelere dokunmadan kardeşlik ve özgürlük edebiyatı yapar, iktidar kavramıyla sorununu olmamasına rağmen hafiften muhalif takılır, solculuk taslar, gündeme göre kitap yazar, herkese şirin gözükmeye çalışır onlar. Bazısı, bunların bazılarıyla yetinir; bazısı hepsini birden yapar. Olaylar karşısında net tavır takınamaz, bir kesimi bile karşılarına almaya cesaret edemezler, çünkü fikir değil, ticarettir söz konusu olan: Her hata, kapital kaybı anlamına gelecektir.
Üzücü olan, dergilerde popüler olma heveslisi gençlerin, bu kimseleri örnek almak suretiyle giderek yoğunlaşması. Kutsalından, kutsal kavramının kendisinden soyunuyor genç insan, kendini sanata-kültüre değil şöhrete adıyor. Uyanması lazım bu pek uyanık geçinen gençliğin, para ve şöhret geçicidir, hoş, isterse kalıcı olsun! Biz, ilahi iradeyi tesis etmekle yükümlüyüz. Evet, her şeyden önce sanat ve kültürde hem de.  

Aykut Nasip Kelebek 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder