14 Temmuz 2013 Pazar

TYB Yıllıklarını aramızda hatırlayanlar olacaktır belki. Uzun yıllardır içinde geçmiş yılın kültür sanat verimlerini değerlendirmek için çıkan ama bunu birçok türde özensizce yapan bir yıllık. Bu yıllıktan sayfalarca siyasi gündemi, ekonomik gündemi takip edebiliyorsunuz ama şiir, öykü, roman, yayıncılık, tarih, felsefe, çocuk yayıncılığını takip etmek istediğinizde ortada kalıyorsunuz. Eskiden bu kadar özensiz hazırlanmazdı bu yıllık. Son 7 yıldır bir Yusuf Turan Günaydın’ın hazırladığı Dergiler bölümünü merakla okuyorduk. Merakla okuyorduk, çünkü görüyorduk ki ortada ciddi bir emeği, ciddi bir birikimi vardı Yusuf Turan Beyin. Ve üstelik çetecilik de yapmıyor idi. Ve üstelik bu ciddi emekler ciddi bir telif ücretinin ödenmesini gerektirirken Yusuf Turan Bey, böyle bir beklentiye dahi girmeden kendisine teklif edilen bölümü kemal-i ciddiyetle hazırlıyordu. Ta ki son yıllığı almak için TYB Genel Merkezine uğradığı o güne kadar…

TYB YILLIĞIYLA ARTIK TAHKİR BOYUTUNA VARAN MÜNASEBETİM

2007 TYB Yıllığı’ndan beri “Dergiler”  bölümünü hazırlıyorum: toplam 7 yıl olmuş. TYB’nin faaliyetlerine bilfiil katılmaya başlamam da bir yıl öncesinde vuku bulmuştu. O zamana kadar uzaktan muhabbet beslediğim bir kuruluş olan TYB’de programlarına izleyici olarak katılmanın dışında bilfiil görev almamıştım hiç. Keşke hep öyle kalsaymış ve bu kuruluşa uzaktan muhabbetim sürseymiş. Tam bu noktada Hilmizâde Rifat Efendi’nin Meşâhir-i Ashâb-ı Güzîn ve Terâcim-i Ahvâl-i Fukahâ adlı eserinde nakledilen Bakkâlî hazretlerinin bir sözünü hatırlıyorum: “Din kardeşinin hayırlısı sana uzaktan muhabbet duyandır.” Bu durumda sizin de din kardeşlerinize uzaktan muhabbet duymanız daha hayırlı olacaktır elbette.
Fakat işte öyle olmadı. Uzaktan muhabbet vicâhîye çevrildi ve ne olduysa ondan sonra oldu. Gelişmeler Bakkâlî  hazretlerinin yerden göğe kadar haklı olduğunu adeta ispatlıyordu. Sanırım her şey -ağırlıklı olarak- 2009’da girdiğim ve hâlen çalışmakta olduğum kurumda yoğun bir iş temposuyla çalışmaya başlamamdan sonra aksamaya başladı. Diğer pürüzler bir yana Yıllık’taki dergiler bölümünü hazırlamakta zorlanmaya başladım. Zaten en çok 2008 yılını kapsayan 2009 Yıllığında iyice abarttığım dergiler bölümü -işimi gereğinden fazla ciddiye alışım- 2010, 2011 ve 2012 Yıllıklarında beni iyice zora sokmaya başlamıştı.
İlk kez 2007 TYB Yıllığında 2006 dergilerini değerlendirdim. Bu bölüm 48 sayfadır ve burada dergileri “Edebiyat Dergileri”, “Kitap Dergileri”, “Memleket Dergileri”, “Tasavvuf Dergileri” başlıkları altında ele almıştım. 16 adet edebiyat dergisi, 5 adet kitap dergisi, 14 adet memleket dergisi, 6 adet tasavvuf dergisi, tek başına Kutadgubilig dergisi ve diğerleriyle; toplam = 45 adet dergi… Bu dergilerden büyük bir kısmını makale boyutunda olmak üzere kaleme almıştım. Yıl içinde kapanan dergiler ve özel sayıların tespiti de cabası.
2008 Yıllığında değerlendirdiğim 2007 dergileri ise tam 111 sayfaya yayılıyor; iyice abartmışım! Burada dergileri konularına göre gruplandırmayıp alfabetik sırayla değerlendirmişim. 37 adet derginin 2007’de çıkan sayılarını değerlendirdikten sonra bu kez bu dergilerde yer alan ve dikkat çekici bulunan dosyaları, soruşturma ve açıkoturumları, röportajları, anma & biyografi yazılarını, yılın tartışma konularını, tercüme sorunlarını, mektup neşir ve yazılarını, Eski Türk Edebiyatı yazılarını, tasavvuf yazılarını, süreli yayın yazılarını, bibliyografik malzemeyi yorucu bir “bibliyografik bir tarama” ile aktarmıştım. 2007 yılının Mevlânâ yılı olması dolayısıyla özel bir bölümde 2007 boyunca dergilerde yayınlanan Mevlânâ konulu yazıları da göstermiştim. Tabii yine 2007’de çıkmaya başlayan dergileri (41 adet yeni dergi) ve yayınlanan özel sayıları (44 adet) da tespit etmeye çalışmıştım. 2008 Yıllığı’nda işi iyice abarttığım için dergiler bölümünü çok uzattığıma dair bir uyarı da almıştım yönetimden. Dolayısıyla sonraki yıllarda o yılın dergileri üzerinde bibliyografik taramayı abartmamaya çalıştım. Genişçe yazabilseydim, yukarıdaki konu başlıklarına ilgi duyan okuyucu veya araştırmacılar için güzel bir birikim -sonraki her yıl için de- görünür kılınmış olurdu.
2009 Yıllığı’nda  124 sayfa boyunca o yıl ilk sayısı çıkan dergileri (48 adet) ve 2008 özel sayılarını  (47 adet) tespit ederek işe başlamış ve sonra 2008 dergilerini tek tek ele almış; 110 adet dergiyi değerlendirmiştim. Sonra da bütün bu dergilerdeki dosyalar, röportajlar, soruşturma ve açıkoturumlar, tasavvuf yazıları, anma-portre-biyografi yazıları, süreli yayın yazıları, kitap yazıları, mektup neşir ve yazıları, bibliyografik malzemeyi de harmanlamışım. Tabii yine abartmışım.
Fakat 2010 Yıllığı’na gelindiğinde çalıştığım Kurum’daki işlerimin yoğunluğu sebebiyle tek tek dergiler üzerinde duramadım. Bu Yıllık’ta 2009 yılının dergiler açısından bir panoramasını çizmiş ve yıl içinde yazılan dergi ve dergicilik konulu yazılardan alıntılara ağırlık vermişim. Durum, artık dergilerin yıl içinde çıkan bütün sayılarını tek tek  önüme koyarak, toplu değerlendirmeyi yapacak vakti bulamamamdan kaynaklanmıştı. Vaziyeti ilgililere önceden açıklamıştım ama buna rağmen bölümü benim yazmamı istemişlerdi. Yine de yılın yeni dergileri (42 adet) ve özel sayıları (21 adet), dosya ve soruşturma yazılarını tespit etmeyi de ihmal etmemiştim.
Bu yoğunluğum bir sonraki yılda (2010) da devam etti ve yine 2011 Yıllığına olumsuz bir biçimde yansıdı. Bu yıllıkta yazdığım bölüm bu sebeple “2010 Dergicilik Notları” başlığını  taşıyor. Yeni çıkmaya başlayan 40 derginin dışında kısa kısa daha önceki yıllardan beri çıkmaya başlayan 40 dergiden daha söz etmişim. Sadece 6 sayfa olmasına rağmen, bilgi-yoğun bir bölümdür bu yıllıktaki dergiler bölümü de.
2012 Yıllığında kendimi biraz toparlamaya başlamış olmalıyım ki, 2011 içinde ilk sayılarını yayınlayan dergilerin (43 dergi) tespitinden sonra yılın özel sayılarını (14 adet), dosya ve soruşturmaları ele aldıktan sonra tek tek dergileri de değerlendirmiş; 38 dergiyi 18 sayfada ele almıştım.
2013 Yıllığında toparlanmam sürmüş ve 68 sayfada 2012’nin yeni dergileri  (43 adet), özel sayıları (30 adet), dosyaları, soruşturmalarının yanı sıra 31 adet dergiyi tek tek ele alarak değerlendirmişim. Bunların dışında 39 dergiden de kısa kısa söz etmişim. Yıl içinde yayınlanan dergi ve dergicilik konulu yazıları tespit ederek sürdürdüğüm bölüm yazısını  dergi konulu bazı alıntılarla bitirmişim. 2013 Yıllığında, bu Yıllığa katkıda bulunma azmim artmış durumdaydı.
Yıllarca yazdığım bölümü Yıllık’ın diğer bölümleriyle kıyaslamak istemem ama, herkes biliyor ki, özellikle roman, dil ve diğer edebî türlere ayrılan bölümler Yıllığın en zayıf bölümleri oluyor. Özellikle 2013 Yıllığındaki roman bölümünün sadece 2012’de yayınlanan romanların yazarlarıyla birlikte adlarını ihtiva eden bir liste olduğu göz önüne alınırsa bu söylediğim daha net anlaşılacaktır. Şiir ve hikâyeye ayrılan bölümler son yıllarda biraz daha o yılı değerlendirmeye çalışan bölümler olmuşsa da uzun bir süre bu bölümlerde, şiir ve hikaye ile ilgili ama yılın şiir ve hikâyelerini değerlendirmeyen yazılara muhatap oldu Yıllık okuyucusu (varsa tabii böyle bir okuyucu kitlesi)…  Son yıllarda ise, şiir ve hikâye alanında yıl içinde yayınlanan kitaplara değinilmişse, dergilerdeki şiir ve hikâye akışı; dergilerde şiir ve hikâyeye değinilmişse, yıl içinde yayınlanan kitapların ihmal edildiğini Yıllıkları  eline alan herkes görebilir. 2012 Yıllığındaki “Dilimiz” başlıklı bölüme de bakabilirsiniz: 2011 içindeki dil çalışmalarını özetlemesi gereken bu bölüm, yıllar sonra Yıllığı eline alan bir okuyucuda, sanki o yıl içinde Doğan Sözlüğü dışında kayda değer bir çalışma olmamış izlenimi doğurabilir ancak. Bu örnekler çoğaltılabilir. Oysa, bizim öğrencilik yıllarımızda bu bölümlerde bir yazar yılın şiir ve hikâye kitaplarını ele almış ve yazısını bununla sınırlandırmışsa, bir veya birkaç diğer yazara dergilerdeki şiir ve hikâye akışı mutlaka yazdırılıp ikmal ettirilirdi. Yıllık gerçekten tam bir kolektif çalışmanın ürünü olurdu. Dolayısıyla eski TYB Yıllıkları daha özenli görünüyor. Peki son yıllıkların acınası durumu neyle açıklanabilir? TYB cânibi acaba bu husus üzerinde hiç kafa yoruyor mu? İnsan, müntesipleri yazarlardan oluşan bir kuruluşun, bu bölümleri adamakıllı yazacak bir yazar kadrosu oluşturmakta zorlandığını düşünmeden edemiyor. Bu kanaat yalnızca benim kanaatim de değil ayrıca… Yıllığın çıktığı yılı aşan; daha sonraki yıllarda çok daha fazla önem kazanabilecek bir toplam olduğunu düşünerek kendimi avutmam da tamamen iyiniyetimden kaynaklanıyordu. Fakat ülkenin içinde bulunduğu şu kültürel manzara gözümün önüne geldikçe bu konuda da fazla ümitli olamıyorum. İsterseniz, TYB Yıllıklarının başta Millî Kütüphane olmak üzere TDK veya TTK Kütüphaneleri gibi ülkenin belli başlı kütüphanelerinde kaç nüshasının bulunduğuna bir bakınız üşenmezseniz…
Şu ‘Yıllık okuyucusu’ meselesine değinelim biraz daha: Bu konuda olumlu düşünemiyorum. Çünkü Yıllığın çok da takip edilmediğini, ‘çıksa da bir an önce okusak’ diyen bir okuyucu kitlesinin olmadığını anlamam oldukça gecikti. Belki de bu yüzden Yıllığın basımına nezaret edecek ana ekip işi geciktirdikçe geciktiriyor, zaten bir yıl öncesini kapsayan Yıllık, bir sonraki yılın ortalarında ancak çıkabiliyordu.
Bu gecikmeyi -katkıda bulunanlardan biri olarak- bizzat eleştirdim; dunyabizim.com’da bu konuyu yazdım (http://www.dunyabizim.com/index.php?aType=haber&ArticleID=9577&q=Yusuf+tURAN+g%C3%9CNAYDIN) Başka bir başlıkla gönderdiğim bu yazım sitede editörün daha uygun bulduğu “Dergiciler TYB Yıllığını Neden Umursamıyor?” gibi biraz da kışkırtıcı ve bence metnin içeriğini tam yansıtmayan bir başlıkla yayınlanmış oldu.
Bu yazıda yazdıklarım aslında TYB çevresinden çok kişinin sözlü olarak dile getirdiği birtakım şikâyetleri kapsıyordu. Fakat ben bunları yazıya dökme cürmünü işlemişim meğer... Evet, konuyu hasbî bir biçimde yazıya dökmekle büyük bir kabahat işlediğimin uzun bir süre farkında da olamadım. Bu durum 2013 Yıllığının çıktığını öğrendikten sonra bir heyecanla TYB merkezine uğrayışıma kadar -2013 Mayısına kadar- gecikti.
Yıllığı istedim doğal olarak… Fakat çok garip bir tavırla karşılaştım: TYB merkezinde 2013 Yıllığının bulunmadığı söyleniyordu. Önce sınırlı sayıda basılmış ve sadece İstanbul’a gönderilmiş. Ankara’da yokmuş. Bu söylenenlere inanamıyordum. Biraz üsteleyince merkezde olmadığını ama depoda bulunduğunu söylediler. Ortada bir gariplik vardı ve fakat ben hâlâ tam olarak anlayamıyordum. Nitekim biraz sonra oturmakta olduğumuz İbrahim Ulvi Bey’in odasına Mehmet Doğan Bey geldi ve Yıllık hakkında dunyabizim.com’da yazdığım yazıdan bizzat alıntılar da yaparak kabahatimi yüzüme vurdu ve oradaki hasbî eleştirilerimden -herhâlde genel anlamda TYB camiasının- duyduğu rahatsızlığa tercüman oluverdi. Bunu beklemediğimi açıkça söylemeliyim.
İş o raddeye vardı ki ‘Bir nüsha dahi yok mu? Sadece göreyim; sayfalarını karıştırayım” dedim; cevap yine olumsuzdu. Bunun üzerine ümidimi kestim ve kalkıp gitmeyi düşünürken, nerden geldiğini anlayamadığım bir Yıllık nüshası zuhur ediverdi. Sonuçta Yıllığa kavuşmuştum.
TYB’den çıktığımda düşündüm: Neden bu kadar ısrar etmiştim ki; nasıl olsa Yıllık, ona önem vermeyen birine verilir, o da sahaflara satar; oradan bulur alırdım [Birtakım kuruluşların yayınladıkları kitaplara, ilgilisinin ancak bu şekilde ulaşabildiği, sahaf müdavimleri tarafından zaten bilinen bir vâkıadır]. Nitekim Yıllığın daha önceki yıllara ait nüshalarından bir kısmını bu şekilde sahaflardan bulup almıştım; hâlâ da buldukça eksik ciltlerimi tamamlıyorum. Kendime çok kızdım. Ama olan olmuştu. 7 yıldır hasbî bir biçimde katkıda bulunduğum Yıllığı -yine hasbî bir tavırla- istemek için gitmiş ve alenen tahkir edilmiştim. Buna sebep olarak da dunyabizim.com’da yazdığım bir yazı önüme sürülüyordu üstelik… İşte beni çok üzen bu gelişme 2013 Yıllığını almak için TYB Merkezine gitmemle gerçekleşti. Bilmiyorum, bunca ivazsız-garazsız çalışmama rağmen 1 (bir) adet olsun kitabı hak etmiyor muydum?
Aslında şu yazıyı yazmamak için de epeyce direndim. Hem Yıllık’la ilgili başka birileri bir şeyler yazar dedim; hem de ben yazmayayım diye düşündüm. Fakat başta dunyabizim olmak üzere hiçbir yerde -TYB’nin kendi sitesi hariç- Yıllık hakkında bir şeyler yazıldığını görmedim. Sanırım Yıllığı koca Türkiye’de bir tek ben önemsiyordum. Büyük ihtimalle yayın dünyasının Yıllığın yayınlandığından henüz haberi yok…
Yıllığın 2014 nüshasında da aynı bölümü  yazmam isteniyor; kendisini kıramayacağım bir arkadaşım telefonla aradı; yazamayacağımı net bir biçimde söyledim. O ısrar etti ben ısrar ettim; sonunda pes eden yine ben oldum. Yazıyı yazacağım ve fakat sadece o yazıda kullanacağım ve kullanır kullanmaz zihnimden silmeye çalışacağım bir müstearla… Ve yıllığı almak için TYB’ye gitmeyeceğim. Kendimi o yazıyı yazmamış addedeceğim.

Yusuf Turan Günaydın


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder