3 Ağustos 2013 Cumartesi


CUMHURİYET: MERCEDES MOTORA HACI MURAT KAPORTASI 

Doğu ülkeleri, ırklar ekseninde inşa edildi. Aslında güvenlik ihtiyaçlarını da ancak bu şekilde giderme güdülerine sahipler. Çünkü epeydir, Batı’nın dikte ettiği cumhuriyet demokrasisinin terbiyesinden geçmektedir, Doğu. Cumhuriyet demokrasisinin kaynağının (Atina) belli bir etnisiteye ve üst sınıfa dayandığı bilinir. Kendi kültürel ve düşünce birikimlerini Doğu, işte bu demokrasi bağlamında sınar. Ve sınamadan sağ çıkanlar ırkçılığın geliştirilmiş, haddeden geçirilerek kabul görmüş ve ayrı bir bayrağı, bir yönetim şekli olan Cumhuriyete terfi ederler.
     Doğu’da son yüzyılda olan bitenler, ırkçılığın nirvanası sayılabilecek cumhuriyetleşmeden başka bir şey değil gibi gözüküyor. Cumhuriyet, bir ırkın basit bir yönetim lezzeti, tarzı olmaya devam ediyor. Şimdi aynı duygusal, mitsel lezzetin peşinde Kürtleri görüyoruz. Sonra belki Kuzey Irak’taki Türkmenleri de görebiliriz. Kaporta sayabileceğimiz Cumhuriyetle, buna uyum sağlamayan motor diyebileceğimiz sosyal-kültürel özellikleri bir araya getirmeye çalışacaklar, onlar. Bazen kaportanın, yani formun ağır bastığı kısmen de sosyo-kültürel özelliklerin ağırlığının hissedildiği bir çatışmayla karşılaşmaları da aslında bundandır. Yani mersedes motora, hacı murat kaportası giydirmek gibi bir şeyler yaşanıyor İslam dünyasında.
     Aynı uyumsuzluk farklı bir yönüyle Türkiye’de de görülür bugünlerde. Tayyip Erdoğan’ın hangi projeye el atsa, her yönden cumhuriyeti aşan devlet projeleriyle karşımıza çıkması boşuna değildir. Mesela Kanal İstanbul ve yeni hava alanı projeleri bu türdendir. Ama maalesef bu projenin etrafı, kabuk olarak Cumhuriyetle çevrilidir. Geleceğe dönük büyük projelerin hayat bulması bu yüzden zordur. Yani uyumsuz kabuk, zengin içeriğe meyden okuyor. Büyük projelere had bildirmeye çalıyor da. Şimdilik Cumhuriyet demokrasinin devlet demokrasisine dönüşmesini beklemekten başka bir şeyin elimizden gelmeyeceğini ayrıca bilmemiz gerekiyor.
     Buna biz açıkçası biçim ve içerik uyumsuzluğu diyoruz, Kur’an ise ikişerlik kanunu der. Yani mana ve biçim uyumu gibi bir şeye denk gelir. Bir üsluba varmak olarak da adlandırabiliriz bunu; bilgiyi, insanı, hayatla bütünlemektir diğer adı da. Aynen şu örmek de olduğu üzere. İbni Arabi bir gün gözleri kapalı bir halde murakabeye devam ederken, bir dervişi ona ne yaptığını sorar. O da gelmiş geçmiş bütün insan suretlerini düşündüğünü söyler. Cumhuriyet ya da Atina demokrasinin böyle bir temel ilkesi yok maalesef. Yani belirli bir sınıf ya da etnisite adına tebarüz eder. Oysa Devlet demokrasisi (Kudüs demokrasisinin modernleşmiş hali) kavim asabiyeti dediğimiz kılcal damarları ana damarda toplar her bakıma. Yani, devlet zihniyetiyle işler. En azından büyük çoğunluğun suretlerini rabıta etmek zorundadır. Aslında Mısır’da gerçekleşen demokrasi arayışları ana hat dediğimiz böylesi bir kavşak sisteme (devlet) erme amaçlıdır. Kılcal damarlar olarak kavuşulacak ana damarı yoklama çalışmalarıdır. Bu yüzden AK Partinin Mısır siyaseti ve Mısır’da ilk deneysel demokrasiyi gerçekleştiren Mursi’yi desteklemesi, ana damarın kılcal damarlara olan bir katkısı olarak okunmalıdır.


     Yeprem Türk

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder