12 Haziran 2014 Perşembe

YENİ SLOGANIMIZ: YAPACAK BİR ŞEY YOK , NECİP FAZIL ÖDÜLÜ



Yazmıştım. Star Gazetesi’nce düzenlenen Necip Fazıl ödülü vesilesiyle “takdir etmek” meselesini farklı yönlerden bir defa daha ele almak gerektiğini hissediyorum: İslami camia geleneksel öğretilerden dolayı muhataplarına iltifat etmekten uzak durur. Allah’a ve aşırıya kaçmamak şartıyla peygambere övgüde bulunulabilir. Peygamberimiz de kendisini abartılı övenlere karşı “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi beni ölçüsüz övmeyin” demiştir. Övgü, hayranlık duygusuyla birlikte insanı tapınmaya da sürükleyebilir; dinimiz, oldukça duyarlıdır bu konuda. Aşırı övülen biri için peygamberimiz “Adamı mahvettiniz” demiş. Hz. Ebubekir, iltifatlar karşısında “Ya Rabbi! Sen beni benden daha iyi bilirsin. Ben de beni övenlerden daha iyi bilirim. Beni onların zannettiği gibi yap” diyerek mahcubiyetini ifade etmiştir. Bunlarla birlikte şu hadis-i şerifi de şımartılmaktan dolayı felakete sürüklenen iktidarın kulağına goygoycuların duymayacağı bir şekilde fısıldayalım: “Meddahlar (dalkavuklar)la karşılaştığınızda yüzlerine toprak saçın.”
İslam ahlakı, zamanla peygamberden sahabeye ve tüm Müslümanlara yayılmıştır. Fakat, birçok hususta olduğu gibi övgü konusunda da aşırı yoruma düşmüş, her türlü övgüyü yergiyle karşılar olmuşuz. Sezai Karakoç’un ödüle karşı oluşunu ise İslami bilinçle, pir-i fanilikle ilişkilendirmek, ödülü bir tek Allah’tan beklediğini söylemek için dahi olmaya gerek yok. Üstelik gençliğinde büyük sıkıntılara göğüs germiş bir şair, yaşlılık döneminde aldığı ödülü ne yapsındı. Sonuç: Övmek değil; hak etmeyeni övmek, hak edeni ise aşırı övmek sakıncalı; ama kesinlikle, yetenekli ve çalışkan gençlere iltifat emek elzemdir. Elbette farkındayız, övgünün fazlası, kişiyi kibirlendirebilir, kibir de doğal olarak tepkilerle karşılanır. Şöhret sarhoşu olan Victor Hugo için muhaliflerden biri şöyle demiş: “Victor Hugo öyle bir ahmak ki, kendini Victor Hugo zannediyor.” Zannetmiş de ne olmuş sanki, işte hâlâ yaşıyor, Hugo’yu dünya okuyor. Büyük yetenekleri işaret etmekten, övmekten korkmamalıyız.   
            Sol edebiyat çevrelerinde onlarca yarışma var, eskiden diyorduk, solu iktidar destekliyor, o yüzden sol, her önüne gelene ödül veriyor, yıllardır iktidarda değil, ama bir şekilde ödül kurumu varlığını sürdürüyor. Ne yazık ki İslami camia iktidara geldikten sonra, ödül konusunda herhangi bir atak yapamadı. Gökdelenler dikti, holdingler kurdu ama sanatsal kalkınmaya hiçbir şekilde önem vermedi, Cahit Zarifoğlu ödülünü bile devam ettiremedi. Bana öyle geliyor ki, bir sanatkâr adına verilen ödül, devam ettirilemediği takdirde o sanatkâr ikinci defa ölmüş, hatta öldürülmüş olur, Cahit Zarifoğlu’nun başına gelen budur. Soralım, sol kesimde bu kadar fazla ödül verilmesi doğru mudur? İlk cevabım hayır, ikinci cevabım evet, çünkü ülkemizde şair ve yazarlar, Batı’da olduğu gibi devlet tarafından desteklenmiyor, ödül bahanesiyle ekonomik açıdan az da olsa rahatlatılıyor. Bir yokluğun zorunluluğu ödül.
            Star Gazetesi’nin düzenlediği Necip Fazıl ödülü, umarız ölü doğmamıştır. Bu ödül üzerine düşündüğümüzde 5N 1K sorularına tatmin edici cevaplar bulamadık, şimdi onlarca yıldan sonra bir ödülümüz oldu, onu mu eleştirelim, diye de düşünmüyor değiliz. Lakin yapacak bir şey yok, son derece aceleye getirilmiş, savsaklanmış bir ödül, mesela neden Zaman gazetesi yazarı Beşir Ayvazoğlu, Star gazetesinin ödülüne jüri başkanı olur, alın size paradoksun dik alası? Eğer ödül, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Peyami Safa vb. Beşir Ayvazoğlu’nun mesai alanlarından birinin adına verilmiş olsa meseleyi bir nebze anlardık. Beşir Ayvazoğlu, belki de en başta Necip Fazıl üzerine çalışmalıydı, ama çalışmadı, bu bir soru işareti. Jüri başkanlığını, bana soracak olsalardı, kesinlikle iki yüz yıl daha bana sormazlar, bunu adım gibi biliyorum, Necip Fazıl uzmanı Orhan Okay yapsın derdim. İş, baştan yanlış, bu yüzden jüri üyeleri konusuna girmek istemiyorum. Üç isim isabetli, üç isim sakat.
            Ödüller kime verildi? Öyküde, ödülden ödüle koşan romancı Güray Süngü’ye. İronik, değil mi? Güray Süngü, roman alanında "Oğuz Atay" ve "Türkiye Yazarlar Birliği" ödüllerine değer görülmüştü. Hak etmiyor mu, ediyor elbette, zaten kaç romancımız var ki. Güray Süngü, öykü konusunda yanlış bir tercih. Bir romancı, iyi öyküler yazamaz demiyorum, lakin unutulmamalı ki, öyküye hayatlarını vakfetmiş Mustafa Kutlu, Ali Haydar Haksal, Hüseyin Su, Cemal Şakar gibi ustalar var. Öykü, Güray Süngü’nün ana yolu değil, patikası. Haaa, amacımız gençleri öne çıkarmaktır diyorlarsa, ödüllendirilen diğer isimlerin yaşlarına baktığımızda öyle olmadığını görüyoruz. Şiire gelelim ve duralım. Cahit Koytak deyip duralım, Ebubekir Eroğlu, Cumali Ünaldı, Kâmil Eşfak Berki deyip duralım ve şimdi yolun üstüne bakalım: Arif Ay, Mürsel Sönmez, Cevdet Karal, İbrahim Tenekeci, Ahmet Murat ve daha birçok ismin şiire verdikleri emekle, yani dergiciliği ve yazılarıyla, duruşlarıyla bence şiir ödülünü Hüseyin Atlansoy’dan daha çok hak ediyorlar. Sanırım ödülde, suya sabuna dokunmayan, kendi halinde arkadaşlar tercih edilmiş.
              Kestirmeden söyleyeyim, saygı ödülü Nuri Pakdil’e verilmemeli, Nuri Pakdil adına ödül düzenlenmeli. Böylesi bir duruma usta, daha çok memnun kalır. Bizce bu ödülü, herkesten çok, üstat Necip Fazıl üzerine belki de ilk kapsamlı çalışmayı yapan merhum Mustafa Miyasoğlu hak ediyor, onun anısına ailesi alabilirdi.
Bir de Harvard Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Gülru Necipoğlu'nun "Sinan Çağı" ,- Prof. Dr. İsmail Erünsal'ın da "Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar" eserleri "Fikir-Araştırma Ödülü"ne layık görülmüş. Kitap isimlerinden de anlaşılacağı üzere muhafazakar hassasiyetlerle verilmiş bu ödüller, çünkü jüri başkanı Beşir Ayvazoğlu, sever böylesi masa başı kütüphane çalışmalarını. Ödüllerin sahipleri profesör. Araştırmak, profesörlerin asli görevlerinden, maddi-manevi açıdan teşvik edilmeye ihtiyaçları olmamalı. Asıl görülmesi ve desteklenmesi gereken, sanat çevrelerindeki alaylı ve parasız düşünürlerdir. Akademisyenlere ödül verilmesin demiyorum ama bir şair adına düzenlenen ödülde öncelik sırası edebiyatçıların olmalıdır. Çoğu edebiyatçı olan sayın jüriye göre edebiyatçılar bilim üretemez mi? Bu alanda kıymetli eserler vermiş isimler de sayabiliriz size, ama bu defa saymayalım, onu da jüriye bırakalım.   
           Belki de diyeceksiniz, aman kardeşim, ne sert eleştirmensin, bu devenin hiç mi düzgün yanı yok. Olmaz olur mu, var elbet: Necip Fazıl adına ödül düzenlemek az şey değil, müthiş bir buluş.

Zafer Acar

1 yorum:

  1. Tespitleriniz yerinde ve anlamlı. Bu eleştiriyi okumuşlardır umarım. İlkay Coşkun

    YanıtlaSil