4 Kasım 2014 Salı

HAKAN ARSLANBENZER ELEŞTİRMEN AMA YAZDIKLARI ELEŞTİRİ DEĞİL

Bu başlığın altını doldurmayı okura bırakıyorum, deyip kenara çekilecektim; ama eleştiriden anlayan okur var mı ki. Dolayısıyla yine iş bana düştü. Aslında Hakan Arslanbenzer’e cevabı Aykut, Abdullah veya Selim vermeliydi. Gençleri yormayalım dedim. Başlığa baktığınızda çok klişe bir yargıyla metne giriş yaptığımı zorlanmadan fark etmiş olmalısınız, kabahat benim değil, bana bu başlığı attıran Arslanbenzer’in. Niçin? Fayrap’ın Ekim (2014) sayısında hakkımda bir karalama yazmış. Kötüleme değil, gerçek anlamda karalama, çalakalem bir metin. Metin mi? Bunu da tartışabiliriz tabii. Yazının başlığı şu: “Zafer Acar şair ama yazdığı şiir değil”. Popülariteyi önemseyen biri olsam, derim, ‘Aman, önemli olan şair diye anılmak, şiirin bir hükmü yok ortamda.’ Böyle düşünecek çok şair tanıyorum, mesela Arslanbenzer ve çevresindeki halkçı, popülist şiir yazmayı arzulayan kişiler, şair olarak tanınmayı güçlü eserler vermeye tercih ederler. Buradan bakınca, Hakan Arslanbenzer’in arzuladığı tarzda bir şair olduğum sonucuna varıyorum. O, belki de hakkımdaki bu karalamayla beni övdüğünü düşünüyor. Ama bugün esamesi anılmayan bir şairle karşılaştırarak diyor: "devrinde okunup sevildi, sonra tamamen unutuldu gitti." Sanırım bu ben oluyorum, hiç yoktan iyi, yaşarken okunmadığı gibi öldükten sonra gerçekten ölen nice şair sayabilirim. Arslanbenzer, unutulmamı ümit ediyor anlaşılan. Eğer yazdıklarım hakka hizmet etmiyorsa, şimdiden yerin dibine batsın derim. Şairlik nihai hedefim değildir, çok daha kutsal değerlere inanıyorum çünkü. Bir de iflah olmaz yenilikçi, neo-epik'in kurucusu Arslanbenzer, ona yakıştıramadığım şu lafları ediyor: "Zafer Acar'ın ise şair olduğunu hissediyorsunuz ama yazdıklarına hiçbir defasında şüpheye kapılmadan şiir diyemiyorum." Yenilikle gelen her şey yadırgatıcı olur, temel kaidesini unutmuşa benziyor ve böylece bir itirafta bulunuyor. II. Yeni'nin ne çok yadırgandığını hatırlamalı. Yenilik, neo-epik'e yöneltilen "bu da şiir mi kardeşim" yargısı doğurmak yerine muhatabını şüpheye salmalı, şiir ile şiir olmayan arasında bırakmalı. Yüzyıllar evvel Fuzuli, Farsça Divanının ön sözünde bu meseleyi ele almıştı. İlerici arkadaşların, gerilere de bir zahmet bakmasını öneririm.         
Evet, Arslanbenzer’in eleştiri metinlerinde, bazı zekice tespitlere rastlayabiliyoruz, o anlarda, ‘aslında bu adam, şu kendi çevresinden olmayan herkese kötücül bakmayı bıraksa, ondan iyi bir eleştirmen çıkar’, düşüncesine kapılmıyor değilim: zeki ve birikimli bir kalem. Sağ olsun, Arslanbenzer, onca yıldan sonra, beni şair olarak görmüş ve onore etmiş. Bunu başaramayan 90 kuşağı şairleri de var elbette, kendilerinden sonrakileri dışlamayı marifet bellemişler, kafalarını tersten işletiyorlar. Aslında ardıl iki kuşaktan sonraki gelen saldırgan olur; edebiyat görgümle bu sonuca varıyorum. 90 kuşağı şairleri ise hem 80 kuşağıyla savaştı, hem de kendilerinden sonrakilerle. Enerjilerini kıskanıyorum doğrusu. Hele bir Ankara ekibi var ki, Allah düşmanımın başına vermesin. Arslanbenzer düşündüklerini doğru veya yanlış cesaretle yazıyor. Ankara ekibi, dedikodunun ötesine geçemiyor, korkak. Kendi şiirimi övecek değilim, savunabilirdim, ama Arslanbenzer kısacık ve ciddiyetsiz bir metinle karşıma çıkmış. Bir de şairlere saplantı haline getirdiği neo-epik poetikasından bakıyor. Her şairin kendine ait bir poetikası olduğunu unutuyor. Hâlbuki neo-epik kanunlarını, yalnızca o poetika içerisinde yazan şairlere uygulayabilir. Bu yüzden onun eleştirmen kimliği de su götürür hale geliyor. Eleştirmen, şiirin evrensel yasalarıyla hareket etmek zorundadır. Bu yasaların ilki, poetik önyargılardan kurtulmuş olarak bir metne bakıp “bu ne hoş bir şiirmiş” ya da “bu da şiir mi ya” demektir. Yani şiiri veya şiir olmayanı hissetmektir. Sonrası kendiliğinden gelir. Şiir okumanın somut bir anayasası olmadığını da belirtmeliyim. Şiirin yasaları içseldir, dışa dökülemez. Hakan Arslanbenzer’in hisleriyle şiirime yaklaştığını görüyorum, ama düşünceleri daha ağır basmışa benziyor.
Onu ancak bu kadar muhatap alabilirim. Hakan Arslanbenzer’in her şeye rağmen muzipliklerini seviyoruz.    

 Zafer Acar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder