19 Şubat 2016 Cuma

ZAFER ACAR'DAN UZUN BİR ŞİİR



ZAFER ACAR
HALK DÜŞMANLARI

Hemşehrim Niyâzî-i Mısrî’ye ve Mehmet Ali’ye

Onca kitabım var ama
hiçbir şeyi kitabına uyduramadım
kitapsızlar kadar

işte böyle itirafla başlamalı insan hayatına
yükselmek istiyorsa haklılar katına
ayaklarımın altına alınca kibri
başım göklere değdi

ağaç katillerini protesto ettim geçen gün bir fuarda
kağıt pankartlarla karton tanklar kitap sayfası uçaklarla
okumadığım gazetelerden çocuklara uçurtmalar yaptım
ilk defa bir işe yaradı basın

estetik görünen hiçbir şeye aldanma
şeklini beğenmediğin ağacın
canını yakıp gözünü oymak sanatsa
atölye demek gerekecek işkence odalarına
hiç kimse iyi davranmadı bize tabiat kadar
şeksiz şüphesiz itaat etti nesne
al işte alkışlanıyor ağaç yerine mermer sütunlar diken mimar
kayaların derisini yüzüp iç organlarını çakıl taşı gibi ortaya dökmek
bence vahşet
ikinci vahşet
buna heykelcilik demek

mermerle kaplı yere birkaç balyoz vursak
çıkar gün yüzüne diplerdeki özümüz toprak
yüzeysellikten kurtulamaz tabiat motifleriyle süslense de beton
benzi sararmış sağlıksız bireyler yetişir elbet şehrin damarları kanalizasyon
sanırım gelişmişlik düzeyini gösteriyor binaların içine etmek
taş devri çoktan geçti doğadır asıl muasır medeniyet

zaman kutuplar kadar karanlıktı
yaktığım o şer kitapların aydınlığında okudum Kur’anı
içim ısındı dışım ışıdı
korkmayın sesimin sahibini arıyorum
elbet bir gün kaynağına ulaşacağım
meleklerle sarhoş olana dek içip sonra edebi susacağım

hadi şuracığa apaçık bir tarih düşelim: sene 2002
Türkiyedeki dindarlar parayı keşfetti
derken bir sihirbaz gibi dünya sahnesinde kendini kaybetti
sevdiklerime karşı su kadar safım düşmana buz kadar katı
içime sığmayan sırlar var kutsal kitap gibi açılacağım
günahlarımın bir suçu yok affet onları Tanrım
sevaplardan kaynaklanıyor asıl mahvım
geçenlerde huuuşu ile ben, evet ikimiz
namaz kılarken sümbül kokan camide
dalgınlığımızdan yararlanıp cebimizi boşaltmış hırsızın biri
olabilir mi minberin kenarından bize belediye reisi edasıyla bakan
Allahtan görmedi gözleri iri
dünyadaki cennet parçalarına bedel ibadetimizi satıp yerdi
Allahtan cahillerin ileri geleni en körü görgüsüzüydü
içimdeki müthiş boşluğu bilse
eminim istimlak edip peşkeş çekerdi hadsiz bir müteahhide

para-muhafazakârlarından oluşan yeni faiz lobisi
korkunçtur Yahudi tefecilerden bile
sağ eliyle göstere göstere verdiğini
alır sol eliyle can alır gibi gizlice

azdadır azığın sonsuz hoş tadı: az uyu az ye az konuş
kandırdı bizi toz pembe imgelerle rüyalarımız bile
politika yapan uykuya güvenimiz kalmadı artık
yatak odası takımımızı yaktık
gölgem ile ben ateş dansı yaptık
oysa ben olmak istemiştim bir ücra köşe kadar dingin
gizleyecek değilim sevgili Neruda
yaşamadığımı itiraf ediyorum sana

insanı öldürür gizli kalp gizli şeker erken teşhis edilemeyen kanser
rumuzlar çağında yaşıyoruz var mıdır bundan büyük keder
çok yüzlü-münafıkların hangi adını söylesindi peygamber
gök maviye çaldı ama yine de içimi yağmurlu bir hâl aldı
yılanın yuttuğu fare gibi ruhum daraldı
gelmeli artık sonsuz ufkuyla bir Mimar Sinan
yoksa şu yamuk kubbe başımıza yıkılacak birazdan

kırdığı kalpten fazla üzülüyor insan kırılan bardağa
duygusal sağırdır inanır şıngırtıya
düşmek benim kan kardeşimdir
cennetten soyunmuş elma gibi
anne karnından dünyaya düştüm meselâ

sanırım öldü içindeki militan
bu gidişle sen ey konformist Müslüman
tabutunda özel şoför ararsın
mezarda çift kişilik yatak istersin
mezar taşın olsun film yıldızı metresin
mezarının görkemli yapılacağından eminsin
dışı dostlarını yaksın içi seni

insanın özünde hüzün var zorlama bay palyaço yok başka seçenek
gerçek değilsin sen sahte para kadar
bedene şiddet uygulamaktır gülmek
bir kahkaha atsa şu iş hanı
keyifle uçar kapılar camlar tuğlalar
eşyaya iyi bak insanı iyi tanı
her zaman ağlıyor değilim ya bazen gülüyorum halimize
lunaparklarla dolu çocukluğumuzun cennetinden
koca ağızlı azgın bir şehvet eliyle kovuluruz yetişkinlik denen cehenneme
derken veda ederiz oyuncak silahlara ve de barbi bebeklere
gerçekler çıkagelir demir ve kurşun sertliğinde
rastlayamazsın en ahlaksız filmlerde bile
topları tüfekleriyle iktidardan ölümcül şehvete
bir tek binaları değil savaşlar yıkar hayalleri de

bu ne garip haldir böyle
ha bire dilek ağacına karalar bağlıyorum
ölülere değil dirilere ağlıyorum
kahroluyorum, şimdi bir yerlerde
biri haksız yere birini öldürüyor ve hayatını yaşıyor
biri bira içiyor çerez diye çakır keyif hakkımızı yiyor
ateşle dolmuş karnını tatlı tatlı kaşıyor
biri karısını dövüyor beşikte bebek irkiliyor
niçin ve neden bilmeden Tanrıyı yeriyor biri şeytanı övüyor
mikrobun biri birinin kanına giriyor
birinin çıkarılan gözleri ötekine naklediliyor
biri alın teri dökmeden el çabukluğuyla zengin oluyor
sonra terleyip rahatlamak için fitnısa koşuyor
kahroluyorum, şimdi bir yerlerde
kaderimizin tarihini hâlâ Batılı müellifler yazdırıyor
bizim liderlerimiz katip hatta onların sözcüsüdür iyi hatip

üç kuruşluk menfaat için
Batılı ülkelere rüşvet verdiler canımızı kaç kere
dediler nezaket dersi almalı azıcık Hıristiyanlaşmalı her Müslüman
cimrilik yapmayıp Filistini Yahudilerle paylaşmalı
Allahın ayetlerini hapsettiler Diyanet İşlerine
özgürdür söz uçar kötürüm yazı kalır olduğu yerde
ayna gibi sen de tersinden bakmalısın meselelere
onca kağıt fabrikası varken sınırsız internet
hafızlık niçin hâlâ canlı bir gelenek
diyorum Kuran mushaf şekline getirilmeseydi keşke
kutsal sözler daha mistik görünüyor ses halinde
ve daha hızlı yayılıyor evrene hava yolu ile
dualarımız yağmurları alıp gelince yeryüzüne vahiy gibi indi gök
gurbet ele gömülen Kızılderili kalbimiz damar damar saldı kök
ben arada bir konuşurum böyle
isterseniz kulak asmayın sel suyu sözlerime
bakın neler diyor çatık kaşlı bir çakma imam:
“karasal iklimde bile ılımlı olmalı İslam
insana uygun şekilde en fazla 37 derece
ateşli silahlardan uzak durmalı aşırı güç uygulamamalı kimseye
düşman tanklarını bile sapan taşıyla vurmalı
çünkü insanı dinden çıkarabilir sertlik
omurgadan kurtulmalı
yağ tabakası ile sarılmalı kaba görünümlü kemik”

üzüldüm komşumun dişsiz kalmış kör evine
ağzımı kapı yaptım gözlerimi pencere
artık o ev bakacak
o ev konuşacak benim yerime

pasif direnişe hayır, demedim hiç I would prefer not to
kasap elinde koyunum, ya o beni ya ben onu
cellât önünde boynum ya o beni ya ben onu
silahlarını kuşansın da gelsin zalim tanklarını giyinsin
eridim bittim ruhtan ibaretim ya o beni ya ben onu
Tanrı tanımaz her cami müdavimi oldu yönetici
cihat Allahın emri ya o beni ya ben onu
hükümetin aç gözünü doyuramaz memleketim
gelmeli soygunun sonu ya o beni ya ben onu
sünnetçide çalıştım nice keskin bıçaklar tanıdım
soyu kesilmeli soysuzun ya o beni ya ben onu
cephaneliğim patlamış patlasın kurşunum tükenmiş tükensin
sin kafları sürdüm silahıma ya o beni ya ben onu
ırz u vakâr mal menâl yağma olundu cümlesi
soyunmuşum bu yolda ben ya o beni ya ben onu

Özgürlük Anıtına aşkla tapanlar
Eyfel Kulesini Iraka Suriyeye mezar taşı yaptı
sonra orkestra eşliğinde ağıt yaktı
demiri bile taş diye yuttururlar
Marsı da yönetiyor Ayı da
evrende bir tek galaksi var o da Amerika
soğukkanlı Rusyadan şüpheliyim çekingen Çinden
modası geçmeyen kefen varken
takım elbise diktirir mi grantuvalet bürokratlar halka
Afrika bir kıta bile olamadı bağımlı başka anakaraya
atom gibi parçalandı İslam coğrafyası
herkes birbirinin elinden ve ayağından tutsa
olsa kocaman bir örümcek ağı
bizlik benliği yutsa

ne han sahibiyim ben ne hamam miras kaldı bana gam
safım ama dostlarımdan gayrısıyla saf tutmam
artık Mevlevi gibi dönmüş başımla bakıyorum dünyaya
koştum kırtasiyeden pergel aldım daire çok iyi
kırdım şeytan işi cetveli düz çizgi çok tehlikeli

onlar tazılı avcılar onlar anlamı alnının çatından vurdular
her metne gizli koloniler kurdular
onlar var ya onlar her hayrı şerre yordular
onlar Amerikan patentli hüzün istediler
markasız mutluluklara hayır dediler
biz körüz görülen geçmiş zamanla bile konuşamıyoruz
bir mişli geçmiş zaman içerisinde mışıl mışıl uyuyoruz
halbuki öyle devirler geçti ki şu yanımdan
yumruklarını sıkarak haykırmıştı Firavuna Mehmet Alinin üstadı Musa
bir insan öldüren bütün insanları yaşatır
bütün insanları kurtarır bir çocuğu kurtaran
nefes alsın diye Nuh, herkesi boğdu tufan

onların şehrinden güneşe aya sığınırım
onların şehrinden en muhkem sırra sığınırım
onların şehrinden Hiraya sığınırım
onların şehrinden huruf-ı mukattaya sığınırım
onların şehrinden kalemin karnında kalana sığınırım
onların şehrinden Şahdamarda akan kana sığınırım
onların şehrinden doğmayacak o müthiş güne sığınırım
onların şehrinden kaybedilmiş bilge üne sığınırım
onların şehrinden yaratılış öncesine sığınırım
onların şehrinden cümleden kopup Hu hecesine sığınırım
onların şehrinden olmayacak hayallere sığınırım
onların şehrinden hüzünden kaçıp kedere sığınırım
onların şehrinden ateşin dumanına suyun ruhuna sığınırım
onların şehrinden ıhlamurların buhuruna sığınırım
onların şehrinden bebek İsanın bilinçaltına sığınırım
onların şehrinden içi biley taşından bir kına sığınırım
onların şehrinden vav gibi kutsala sığınırım
onların şehrinden Şeyh Galibin yaptığı mumdan sala sığınırım
onların şehrinden iki aşık arasındaki ateşli ese sığınırım
onların şehrinden Bektaşi nefesine sığınırım
onların şehrinden his halinde anne kalbine sığınırım
onların şehrinden aşkın ve ayrılığın sahibine sığınırım
onların şehrinden görüntüye dönüşüp bir kara göze sığınırım
onların şehrinden onlar bir gün gelecek bize sığınacaklar
ama bizim bağrımızda cehennem kadar yakıcı aşk ateşi var

adım Yusuf olur ümidiyle
kuyulara attım kendimi kaç kere
41 derece ateş içerisinde çiçek açtığım halde
İbrahim diye çağırmadı beni kimse
savaşlarda yoksa kazanan ben kimim o zaman
kendimi takdim etmemin yok anlamı
insanın en yabancı yanıdır adı
beden kitabıma mühür diye basılan yaralarımdan beni tanı
masum bile olsam yanarım elbet
cehennemin dibine bir taş gibi düşmektir derin derin düşünmek 

tren kaçmıştı yıllar evvel
önümde yoktu benden başka engel
kendimi geçmek için koştum kaç kere
bedenden geçmek için coştum
varlığımı sadaka niyetine dağıttım fakire
alın teriyle oyulmuş yüzümün çizgilerinde
deli divane gezinmekteyim
aklın karanlık vadilerine düşmüşçesine
başımın altında ezilmekteyim
kısa ömrüm alınyazımı okuyup yazmakla geçti
aşık olduğum her kadını sandım ilham meleği
içime gömdüm onlar için canını aldığım demet demet çiçeği
dün küfürdü bugün kafir nasıl inanayım yarına

çok iyi anlıyorum doğaya sığınan natüralistleri
ağaçların sapasağlam duruşuna bakınca
diyorum kaypak
insandan kat kat üstündür lahana
göğe gönül verdiyse bir ot eğilmez asla
geçse önünden Büyük İskender devletler zapt eden ordusuyla
dayadım sırtımı bir çiçeğe yıkın beni hadi elinizdeyse
materyalizm namlusunu ne zaman 
çekecek insanlığın kafasından
kendi parmağımız beklemekte ceset kadar soğuk tetikte
“benim bedenim” demek de bir çeşit fetiş mülkiyet
halbuki üzerimizde yakınlarımızın hakkı var
toplu katliam anlamına gelir tek başına gerçekleşse bile intihar
her ömür 21 Aralık kadar kısacık bir gün acele etmeye ne gerek var
ama doğuştan intihar mahkumu Woolfun
köprüden kendini çakıl taşı gibi atışına
kim saygı duymaz
bazı bedenler karışır ırmağa
toprağa uymaz
balık olmasan da bir gün düşeceksin Azrailin ağına
ölmeden ağlamalısın ey insan
kendi cenazenin ardından
mezara girmeden dirilmek istiyorsan
evrenin şarteli mi attı kıyamet vakti mi gelip çattı
a dostlar yıldızlar nereye kaçtı
öyle bir karanlık var ki zift gibi
bulsak geceyi gaz lambasına koyup aydınlanırız
her şey tuhaflaştı
kırılan bardaktan kan yerine su aktı
masa örtüsü genişliğince şaşırdı sürahi
elimden kayıp giden şu dünya sahiden var mıydı bir zan mıydı yoksa
melekleriyle tam tekmil ahiret işte burada
ekmek rızktır Allah verir ama cennet emektir
kim demiş mühimsemek gülümsemektir
öyleyse neyin nesi aşıklardaki hüzünlü hal
markete gidiyormuşsun soru kardeş para vereyim de bana birkaç cevap al
bilmem neden kasım kasım kasıldı mayıs ayında gül açan dal
bilmem neden bahar-anne tomurcuklara bakıp şımardı
bilmem neden sonbahar-baba esip gürledi
komikti işte olup biten her şey
yüzümün ortasına kondurulmuş burnuma bakıp bakıp güldüm
kurumuş bir çeşmenin gözü olamadığım için üzüldüm
umursamazdı beni kimse ölsem bağıra çağıra
sözümü anlasın diye kulak verdim sağıra
dünyayı yoksul halkımızla paylaşmayanlara dar etmeliyiz ahireti
mitingler düzenleyip verdirmemeliyiz cenneti 
avukata gerek yok hakkımız var savunacaktır bizi
alacaklarımız var ele verecektir sizi
arttıkça arttı kalabalıklar mahşer günü yakın
ölmeden evvel de çekileceksiniz hesaba
Harvard ya da Oxford mezunu olmasam da 
muhasebeden en az bir azap meleği kadar anlarım
aklım rakamlara kalbim harflere yakın

milyonlarca yıldır dönüp duruyor ya dünya
nerden buluyor bu enerjiyi hadi gel de şaşırma
bilseniz kaç defa tükendim ben genç yaşımda
baharda hafif yağmur yağıyorsa
atalarımın o ılık kokusu yükselir topraktan
ölüm gibi gelip dinlendirir beni sonsuz bir an
ne çıkar çamuruyla karıyla kış beni yorsa

kurumuşken birden çiçek açan ağaca mutluluklar dilerim
tüten ocağa mutluluklar dilerim
yanmayı beceren oduna mutluluklar dilerim
pişip ekmek olmayı göze alan una mutluluklar dilerim
yağan kara yağmura mutluluklar dilerim
insan olmaya çalışan çamura mutluluklar dilerim
kara kışta halka soba olana mutluluklar dilerim
özgürlük için damardan taşan kana mutluluklar dilerim
her dem inleyen neye mutluluklar dilerim
bol yataklı hastaneye mutluluklar dilerim
bire bin kere mutluluklar dilerim
savaşta barış için ölen ere mutluluklar dilerim
bir gün merkez olacak kenara mutluluklar dilerim
dualar ile kapanan mezara mutluluklar dilerim
yaşlının dulun gözyaşına mutluluklar dilerim
zulme korku salan dağ başına mutluluklar dilerim
yok olmak pahasına derin derin düşünene mutluluklar dilerim
ana rahmine atom kuvvetinde düşene mutluluklar dilerim
zulmün elinde patlayan bombaya mutluluklar dilerim
bu gece vakti dolunaya mutluluklar dilerim
gözyaşını pınara çeviren drama mutluluklar dilerim
evlenene boşanana mutluluklar dilerim
umuda mutluluklar dilerim
bay trajediyi memnun etmesi şartı ile
mutluluklar dilerim bayan komediye

güneşten önce doğarız her sabah
es-salatu hayrun mine’n nevm
es-salatu hayrun mine’n nevm
çağrısına kulak vermez mi
yayını düşmana germez mi
güneş günahtan çekinmez mi
Allah bir sıcaklıktır aaa canım
aradan çekilse güneş bile olsan donar kanın

Allaha küfretmenin –haşa- cezası yok
Allah Allah diye kazanılan bu vatanda
bizi emzirdi yıllarca baba katili anayasa
dünyanın her yanında şeytan
korunuyor ordular tarafından

evet tek hakikattir yasalara iman edip Tanrıyı reddetmek
bu zehir özlü sözle başladı yeni medeniyet
doğası gereği pragmatiktir insan
kullanır dili niçinsiz nedensiz kelimeleri
Allaha iman denilince pratik akılla başlar türlü sorular yöneltmeye
bense aradım aramayı kaos doğurganı hortumlar coğrafyasında
ne özel aracım vardı ne ekipmanım tek başımaydım
şimdi ayrılığım ama dün aşktım
eşyaya daldım dalgalı denizler aştım
kalmadı girmediğim bahçe uğramadığım kıyı
kaybedince anlamımı buldum Tanrıyı

akşamdı gözlerime karanlık kaçtı
artık daha bir gözü karayım
aşktan değil bu defa öfkeden alevlendim
yağmuru kızımın saçları sanıp sevdim
ey sisler içerisindeki, dünün yüzüdür hüzün
bu yüzden kederliyken iki defa daha tehlikelisin
yeryüzündeki bütün alçakları vur
Everest senin yüceliğin karşısında çukur
yükseklik korkun varsa çıkma kanatlarıma
iyi bak taze ot ver uzaklardan buraya hayat taşıyan atlarıma
köstebeklere uyup gizlice yerin altından gideyim dersen geri kalırsın
ne kadar yükselirsen o kadar hızlı yol alırsın
saatte bin kilometreyle giden uçakları düşün
her an başka bir yerde olabilirsin yüceldiğin gün
ama ne denli yükseklerden uçarsan uç
mazlumları bombalıyorsan alçaksın

sıkıntı yok tek başıma değilim ya bu bataklıkta
sivrisinek şirketi ayırt etmeksizin herkesin kanını emiyor
bu işçi şu memur bu çiftçi o esnaf demiyor
eşitlik için savaşır elbet Demoklesin kılıcı var elinde
sıkıntı yok yaşlanıp ölüyoruz koro halinde
sıkıntı yok torba torba yasa geldi
sıkıntı yok bütçe genişledi çoğalan para cepleri deldi
sıkıntı yok çelik kasada korunmakta Kuran Kabede Allah
sıkıntı yok şanlı ezan Türkçe okunmayacak
sıkıntı yok namaz kılıyor beş vakit Süleymaniyede Sultan Ahmet
sıkıntı yok ekonomi yapmak gerek 12 aya çıkarıldı oruç çok mübarek
sıkıntı yok sofrada az salaklık salatası hurma çokça cehalet
sıkıntı yok biz hem emeğiz hem besmele ile yenilecek ekmek
bizi mutlu etmeye yeter
rakı içenin değil de bir sofinin midesine inmek

doğdum, dünya daha bir kalabalıklaştı, ölerek azalmalıyım
hastalığı görünce kaçar sağlık denilen kaypak
ölüm karşısında direnemez hiçbir hayat
saçlarımız dökülüp seyrelir dişlerimiz başlar çürümeye
rastlamadım ak sakallı ihtiyar olup da 
cesedinin kokusunu alamayana

çocukluğumdan bu yana uyku sorunu yaşamaktayım
çünkü bombalar patlıyor coğrafyamda
zamanı geldiğinde ölüm uykusuna dalamazsam ya
Allahtan ölüm artık çok zengin
uzak denizlerde filolarla geziyor
savaş uçaklarına biniyor ölüm
uluslararası ilişkilerle güçlü ortaklar ediniyor
yeni taktikler geliştiriyor
teknik açıdan gelişmiştir Batılıdır ölüm
kurşun hızıyla her bedene saplanır ölüm
görünce Hak için çile çeken çiçekleri
daha bir bağlandık direnişimize
acılar berkitir belki
asıl ölümümüz güçlendirir bizi

sevgili Einstein duyduğuma göre öteleri de laboratuvar yapmışsın kendine 
eminim daha bir artmıştır bilgin
parçalamak değil birleştirmekmiş yeni ilgin
yine de bir sorum var sana: serçe parmağımdaki atomlar patlasa
kaç defa yok olur Galileoden bu yana bir türlü düzelmeyen şu dünya

bir öğretmenim ben yaşamak hakkında hiçbir şey bilmem
diyerek başladım hep ilk derse
bilimsel yalanlar ile kimsenin kanına giremem
bir tek mektepte var bir üst sınıfa geçmek
sıradan biriyseniz gerçek hayatta sürekli sınıfta kalırsınız
patronluk yapar size hizmet etmesi gereken emek
seçkinlerindir güzel plajları ve kızlarıyla deniz
siz zaten yaz kış demeden kan ter içinde yüzmektesiniz  

şu gök iyi şu kuş yıldızlı pekiyi ama siz kötüsünüz baylar
secde eden ırmak iyi balıklar iyi ama siz kötüsünüz baylar
cömert ağaç iyi meyve iyi ama siz kötüsünüz baylar
çift şerit yollar iyi köprüler gayet iyi ama siz kötüsünüz baylar
fabrikalar maden ocakları iyi ama siz kötüsünüz baylar
kuru ekmek iyi açlık iyi ama siz kötüsünüz baylar
kurt iyi kuduz köpek iyi ama siz kötüsünüz baylar
verem iyi kanser iyi ama siz kötüsünüz baylar
tonton bombalar sevimli silahlar iyi ama siz kötüsünüz baylar
ağrımak iyi ağlamak iyi ama siz kötüsünüz baylar 
kader ve kaza iyi ölüm çok iyi ama siz kötüsünüz baylar
sırat köprüsünde koşmak iyi düşmek iyi ama siz kötüsünüz baylar
cehennem iyi azap melekleri iyi ama siz kötünüz baylar
BİR her zaman iyi ama siz ÇOK kötüsünüz baylar
biz her zaman azız biz her zaman aziz
ama siz kötüsünüz baylar
bilmekteyiz her türlü ölümde bizim de payımız var
okun yaydan çıkmasında payımız var
işçiyiz hepimiz silah üretiminde payımız var
raydan çıkan trende payımız var
doğanın dengesini bozduk psikiyatrlar iş başına
atom hidrojen bombası yaptık
mışıl mışıl uyuyan mağaraları uyandırdık
dünyanın kalbi kırıklarla dolu
depremlerde bile payımız var
siz kötüsünüz baylar
yeryüzünün korku ve titremesine
deprem dedik
halbuki metafizik gerilimini ispatlar bağrında açılan her gedik 
bombalar ölüm ve ötesi için patlar
denizin Türk olduğu söylenmekte
gelgit saldırıları ne çok benziyor hilal taktiğine
öyleyse tsunamilerde payımız var
ama siz kötüsünüz baylar

su sesi gül kokusu gün ışığı yardım edin insanlığa
kitaplar defterler ve kalemler yardım edin insanlığa
kalbi yumuşatan vahiy ve ilham yardım edin insanlığa
sevgi ile nefret iki iyi dost olabilirsiniz yardım edin insanlığa
anneler, iyi kalpli çocuklar doğurarak yardım edin insanlığa
güçlü devletler zulmü bırakarak yardım edin insanlığa
silahlar tutukluk yapın idam ipleri kopun yardım edin insanlığa
ordular boş verip emirleri yardım edin insanlığa
kuzey rüzgarları çöl sıcakları yardım edin insanlığa
serçeler güvercinler kumrular yardım edin insanlığa
insan olmak istiyorsanız yardım edin insanlığa

üstündeki eski püskü elbiseden başka evi olmayan arifan
adaletsizlikler yüzünden düştü Yusuf kadar derin bir derde
arzulayana değil makamı, makamın arzuladığı kişiye vermektir aslolan
Gazaliden duyduğuma göre
olmaz liyakatsizde ar, emrindekileri ısırır amirlerine kuyruk sallar
kendileriyle tokalaşmak isteyen halka köpek muamelesinde bulunurcasına
ürkek ellerini kemik gibi uzatıyor bakanlar  
insana hep kışı yaşatır böylesi donmuş anlar

görüyorum dünya halkları kan ağlıyor
Nuha gerek kalmadan bir defa daha kopacaktır tufan
sanma ki soy soptur bengisu
bazen kan bağı boğar adamı
senin ev halkın midedir kandırma beni değil börek çörek
benim halkım kocaman bir yürek
senin ev halkın otel restoran zincirleri kurdu
benim halkım belediyenin dağıttığı makarnayla karnını doyurdu
senin ev halkın mersedeslere audilere bindi
benim halkım trenlerden otobüslerden indi
senin ev halkının metresleri bile vardı
benim halkımın çoğu bekardı
senin ev halkın suçtu
benim halkım ceza
senin ev halkın zoru görünce kaçan bir cemaatti
benim halkım yüzlerce yıldır bulunduğu yeri terk etmeyen cami
senin ev halkın kombili ömür
benim halkım bedava kömür

hiç haram yemedik sözümüz helaldir elhamdülillah
bulunmaz özümüzü zehirleyecek kibir elhamdülillah
biz nefsimize ruhumuzu üfledik elhamdülillah
kimse açamadı iç kalemizde gedik elhamdülillah
idam edilirken bile hiç düşünmeden dedik elhamdülillah
yatakta da ölsek makamımız şehitlik elhamdülillah
devlet biziz düşmedik daha hükümete elhamdülillah
düşmanlarımız giremez cennete elhamdülillah
intikam için kendimizi cehenneme attık elhamdülillah
namussuz şeytanı nurumuzla yaktık elhamdülillah

arada bir bakın kamusa bir zahmet
bir cinayettir baylar haksız mülkiyet
yağmurdan, kar suyundan çiçekler yapan
tabiata hayranım
bıktım tohum tutmayan vücudumdan
toprağa değil elbet çile çeken tohuma ait çiçek
tek mülkiyettir emek

halkının %99.9’u aç ülkelerde
garibandır kapitalistler hep azınlıkta kalır
nasıl üzülmeyelim üç beş ailenin haline
varlık içindeki canlarını bir büyük yokluk alır

her kalas siyasetçinin içinde dansöz ruhun olmasını
açıklayamaz diyalektik felsefe bile
öyle hızlı işleyişi var ki hınzır siyasanın
yanında yaya kalır kısa mesafe dünya şampiyonu şeytan bile
üstelik içine mayın döşemişler her yasanın
ayaklananları havaya uçursun diye
geçersek son birkaç yüzyılı ölüm anı gibi özet
Türk
güler yüzlü mutsuz millet

tek bir oyu var Hakkın niçin kapısını çalsın siyasa
başını secdeden kaldırmazdı
milyarlarca melek oy kullansa
sizin kadar para kazanamadı din işlerinden
sömürge geleneğine sahip papaz efendiler bile
Hıristiyanlık tükendiği için yeni pazar arayışı içerisinde
sizin yüzünüzden tecavüze uğrayan İslam toprakları Haçlı seferlerine gebe

biz ar için varız onlar kâr için var
evet aynı camiye gitsek de onlarla cemaat olamayacağımız bir gerçek
Hak adına dostluk adına halk düşmanlarını ihbar edelim Tanrıya
elimizde dua denilen evrensel bir iletişim aracı var
inan: hiç gerek yok tedirginliğe
gazeteciliğe girer suçluları jurnallemek
üstelik sanatsal bir şey olsa gerek
amel defterimizi bir hattat titizliğiyle doldurduğuna göre
sol omuzumuzdaki melek
günahkârım ama yalan söyleyecek değilim
eğriyim bende de var su gibi alçaklığa eğilim

baki mi kaldı sanki Kızılderililerden sonra kovboylar da öldü
kibar kadınları beyefendileriyle bankalar soyup çırılçıplak bırakıyor halkı
karnı doyduktan sonra yarını Allaha bırakan hayvanlara hayranım
evet var onların dünyasında da var karınca ırkı gibi kapitalistler

boşuna beni kırmızı bültenle aramayın
kalbim neredeyse ben akciğer gibi soluk soluğa oradayım
insan hüzne muhtaç mutluluk insana aç
durmak ölümcül hastalıktır yok cepheye koşmaktan başka ilaç

hava -20 derece de olsa üşümez evi yanan biri
bizim ciğerimiz yanıyor iyi mi
ısınır etrafımıza oturan çoluk çocuk
karları yün mont giyinip üstümüze gelse de soğuk 
sıcak yemek mi, Amerika kıtası kadar bir HAYIR
bizim Doğuda sadece bombaların düştüğü yer tüter
bir Fransız gurme gelsin de tatsın fırından yeni çıkmış cesetleri
tıp fakültelerinde Mesihlik dersi de verilmeli bence
şu kutsal kapitalist savaşlar sayesinde
ölüden başka gelip giden yok hastaneye

ötelerle bağlantılı bir yarık var kafamın içinde
gözümün önünden geçiyor gelecek zaman ürkütücü bir görüntü halinde
dakikalar saniyeler saliseler arıyor bozulan saate derman
kibirlenecek değilim her an herkese gelebilir ilham
bir tek ölürken vahye muhatap olur insan
bizim için zaman Muhammedin ruhuyla başlar
Âdemin bedeniyle mekân
olaylar yalan kişiler figüran

sizindir evet sizin
devlet limitet şirketi
yiyin gözünüzle eliniz ayağınızla yiyin
uzun upuzun burnunuzla karıştırın memleketi
zaten oldu bitti kaos imkan demekti
ölüm ve kan kârlı iki ticari meta
para basıyor silah fabrikaları
askerler cahil
okuma yazmayı yeni öğreniyor alfa beta
her zaman küçük esnaf zararda
toplu mezarlardan dolayı tarihe karıştı mezarcılık sanatı da

varoluşçulara göre varoşlardan geçmeyenler var olamazlar
polis dayağı çivi yapar insanı hayata sımsıkı bağlar
bunları söyleyebilirim
dokuz yaşında ekmek parası için sokaklarda
karaborsa çalışan 33 kilocuk ben karakola alınıp tekmelendiysem
aklıma geldikçe hâlâ acıyorum o çocuğa
yaşasın başkan Reagan bakan Evren
halk otobüsüne binmesi gereken devlet
tankla dolaştı sokaklarda ah ne büyük kudret

en çok da saflığınız kirletti memleketi
satılmaktayız kim çıkaracak üstümüzden şu etiketi
indirim mi güldürmeyin beni şekerin bile fiyatı tuzlu
ama insan her devirde ucuzdu

görüyorum amirinize beş vakit taptığınızı
makamı mihrap yaptığınızı görüyorum
cenneti çok ucuza sattığınızı
bütün paranızla cehennemden köşk aldığınızı görüyorum
Allahın varlığını malın mülkün yokluğunu hatırlatırım size
helalin lezzetini haramın leş etini hatırlatırım  
dava için aç kaldığınız günleri hatırlatırım
kuş tüyü yataklar unutturur hapisteki ranzaları
geçmişte kalan sizi hatırlatırım size
post olsanız da eski düşmanlarınıza dost olamazsınız
bezm-i elestin tatlı sarhoşluğunu
mahşer gününün nahoşluğunu hatırlatırım
aşk adlı bir barmenden duyduğuma göre
günah ile sevabın kokteyli zehir tadındaymış hatırlatırım size
melek kılığına girebilir şeytan
birbirine karışabilir nefs ile canan
kendinize gelmeniz için kelime-i şahadeti hatırlatırım size
maviliklerde serinlemek isteyen gölgenizi itin denize

ah nasıl da boş geçti benim şu delikanlı çağım
zaman karşısında hallaç pamuğu gibi dağılan dağım
devrimciydim devlet yıkıp devlet kuramadım
sallama sapan ile bir savaş uçağı bile vuramadım
ah nasıl da boş geçti benim şu delikanlı çağım
şimdiye dek kurşunlanmalıydım ne diye hâlâ sağım
ceylanlara kandım çölde hiç aslan avlayamadım
üç beş düşman askerinin canını bile alamadım
bir kan gölüne ağız tadıyla dalamadım
ah nasıl da boş geçti benim şu delikanlı çağım

aciz değilim her şeyi Tanrıdan bekleyecek kadar
benim hâlâ kaslarım kudretli kollarım var
affetmek büyüklüktür ama ben küçüğüm
düşünün ki her yanım cam
en sağlam yanımdır intikam
onlarla mücadelenin tek yolu cehaletse
rahat ol ey halkım
unuturum savaşta adımı bile
onları seveceğim çok seveceğim
cehennemi bir ateşle seveceğim
kalbimin derinliklerinde bekleyeceğim
atalarımın zamana dönüşen beden toprağı
işliyor kum saatimde
biziz Azrailin gizli ortağı
dirileceğiz onları öldürünce
bize yakışmaz kuru kuruya ölmek
kanamadan göçmeyiz öte aleme
cennet gazisi yapar insanı şehadet
evim bildim cepheyi selam edin aileme
hatıralarla geldim buraya
bilinçaltımın mayınlarıyla
içime oturdu atom bombası gam
öldürülen atalarımdır hafızam

içimize kameralar yerleştirmişler yesinler
aklımızdan ve kalbimizden geçenleri korku filmi sanıp izlemişler
ama daha çekmedik en kanlı sahnemizi
ey katip meleği ben söyleyeyim sen senaryoyu yaz:
kansız doğum olmaz

uzaktan uzağa gözlüyorlar çifteli tüfek gibi
çorbalık tavşan sanıyorlar beni
bırak kursunlar sofra hayallerini
dedemin duvarda asılı duran asırlık tüfeğine
tutsak düşmüş fişeğim ben
evlat bas tetiğe
sonsuza dek mücadele edeceğim
şimdi ihtiyar bir savaşçı olsam da
artık ben varım gençliğin yenilenen kanında
yığınlar çürüktür yığınlar yeryüzüne yük
tek başına kalan insan gökyüzü kadar büyük

iyi ki doğurmuş anam beni
yoksa kim severdi böyle deli
pespaye haldeyken 
kullanılıp bir kenara atılmış şu seni
ey halkım
“ey halkım” diyen bu ben senindir
sadece zamirler mi bütün isimler filler senindir
bu kutsal kitaplar omzumdaki defterler bu kalemler senindir
öğrencileri öğretmenleriyle bu hüzün okulu senindir
bu sokaklar caddeler bu acı taşıyan bu kamyonlar senindir
bu dağlar taşlar bu akıllı ağaçlar senindir
bu ırmaklar denizler balıklarıyla senindir
daldaki meyveler tarladaki gün görmüş buğdaylar senindir
bu sömürülen atölyeler bu çalışkan fabrikalar senindir
bu polis senindir bu asker senin yediğin kurşun senin
avmler bankalar senin
elektrik su doğalgaz faturaları senin
şehir senin ülke senin
Allah ile peygamber senin
melekler uşağındır senin
İbrahimin baltası Davutun taşı senin
makam arabaları özel şoförler senin
dubleksler tripleksler hizmetçileriyle senindir
plazalar gökdelenler akıllı evler senindir
belediye devlet etiyle kemiğiyle senindir
kıyamet koptu haberin yok
bu ne aymazlıktır böyle
sur üflendi haberin yok
savaş davullarıyla mı gelelim söyle
mahşer günüdür ey halk
mezarından ayağa kalk

konuşmak sensin gevezelik onlar
koşmak sensin durmak onlar
tazelik sensin çürümek onlar
helal sensin haram onlar
hak sensin şeytan onlar
aşk sensin ayrılık onlar
görmek sensin körlük onlar
bütün zulümler ölümler onların
açlık fakirlik ordusudur onların
tuzaklar onların savaşlar kuludur onların
şeytan ve silahlı askerleri onların
Nemrut Firavun onlarındır Karun
anayasa onların hakimler savcılar onlarındır kanun
ince ve kalınbağırsaklar kanalizasyonlar onların
organ mafyası insan kaçakçılığı uyuşturucu ticareti onların
korkmayın

“Allah anı bin bir belaya ata
Kısmeti tükene vadesi yete
Yetmiş seksen sene döşekte yata
Yata da kalkmaya diyelim Allah”
realist yaşayalar ama sürrealist kazalara uğrayalar
canları burunlarından fitil fitil gele
dünyada ne kadar rahat yaşadıysalar mezarda o kadar daralalar
mahşer günü bir kötürüm ola onlar yerlerinden kalkamayalar
kibirden gebereler sürüm sürüm sürüneler
şehitlerimizin önüne kırmızı halı serileler
Meryem anaya bile kulp takarlar
kundakçıdır onlar cehennemi bile yakarlar
bu yüzden Allahın nuruna atılmalılar
kara dumanlara katılmalılar
inşallah közün içinde doyuma ulaşır aç gözleri
kendi irinli kanlarını içip kendi etlerine doyamayalar
cehennem ateşinde çocuklarının çığlıklarını duyalar
göz pınarları kuruya ağlayamayalar

gökdelenlerden biz-işçi-kölelerine kibirle bakanlar
fabrikanızın dumanıyız biz istersek boğabiliriz sizi
çıkardığınız orman yangınlarıyız yakabiliriz sizi
fay hattıyız bir yumruk vursak yıkarız cam şatoları sizi
taşı toprağı bilge mağaraları şirin canavarlarıyla yeraltıyız biz
niçin dağlara çıkalım ki bilinçaltımızda birçok mağara var
oku dendi bir hoş yanılgıyla şiir yazmaya başladık
öldürdüğünüz çocukların çelik uçlu çığlıklarıyız
taşa vurduğunuz baltanın cehennemden gelen çıngısı
kara bulutların ak sakallı öfkesiyiz
yağmurlu fırtınalı denizlerin dip sesi
yarasaları savunan karanlık yasaları yakacağız
barış güvercinlerini vuranları adalet sarayının duvarına çakacağız
zalime ders niteliğinde son derece sanatsal işkenceler yapacağız
mazlumlar gezip kültürlensinler diye kanlı canlı bir sergi açacağız
gelecek zamanı şimdi yaşamaktayız
asgari ücretli kölelerdik kırdık zincirlerimizi
gönüllü askeri olduk Hakkın
paralı düşmanı bankaların çelik kasalarına gömeceğimiz gün yakın

///////////////////////////////////////
dedim ya onca kitabım var ama
hiçbir şeyi kitabına uyduramadım
kitapsızlar kadar
sanmam ki bu kitap da bir banknot kadar işe yarar




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder