6 Mart 2017 Pazartesi

ŞİİRDE ISRAR ETMEK YAHUT LA DOLCE VİTA!

“İyi de Ben Hangi Kuşaktanım” başlıklı yazımda şiirde ısrar etmek diye bir şeyden bahsetmiştim; laflardan bir laf, istediğinde ısrar et, çok da önemi yok, değil mi? Değil, şiirde ısrar etmenin benim dünyamda önemli bir yeri var; benim dünyamdaki yerini geçtim, benim dünyama damgasını vurmayı başarmış insanların ortak özelliği bu. Şiirde ısrar etmekle şiir yayımlamaya devam etmenin aynı şey olmadığını erken yaşlarda kavramıştım. Şiirini yayımlayıp olan biteni uzaktan seyretmekle şiir kavgasının bizzat içerisinde olmak arasında fark var. İlkini becerebilenlere gıpta ettiğimi söylemeliyim. Ne güzel, birileri senin yerine kavga verip bir dergi kurmuş, büyük mücadelelerden sonra bir edebiyat mahfili oluşturmuş, işte sen de arz-ı endam ediyorsun; kılıçlar çekilmiş, kan gövdeyi götürüyor ve sıyrık bile almadan işini görebiliyorsun. Burjuvayı eleştirip dur ama burjuva rahatlığıyla ömür sür; onlara imrenmeyeceğim de kime imreneceğim? İkinci gruptakilerin yaşadıkları karşısında çok kederlenmekle beraber onların yolunu izlemeyi tercih ettim. Gerçekten bir iddiası olanları da meydana davet ediyorum, yok öyle yağma.
            80’lerden, 90’lardan gelip günümüzde şiir yayımlamaya devam edenlerin hepsi de (hiçbiri demiyorum, aman dikkat) şiirde ısrar etmiş kimseler değildir, sözümüzün özü bu. Kimi belediyelerden iş alma yolunda bir araç olarak görür şiiri, kimi siyasette ya da bürokraside bir koltuk kapmak istiyordur, kimi de var olan koltuğunu koruma yolunda şairliğin saygınlığından medet umuyordur. Gördüğünüz her sakallıyı dedeniz sanmayın yani. Bu durum geçmiştekilerin problemi değil, insanın problemi. Bugünün genç şairlerinden kaç tanesi şiirde ısrar edecek, kaç tanesi siyasete ya da sanatın diğer alanlarına yönelecek; bunları bugünden kestiremeyiz. Şiirde ısrar edenler illaki olacaktır, kaderin asıl ironisi ise şiirde ısrar edenlerin sermayede ısrar edenler tarafından sömürülmesidir. Etrafımız kötülükle çevrili, kimseye kötü insan demek istemem çünkü birçok insanın iyiliğini gördüm, ayrıca yine birçok insandaki iyiliği hissedebiliyorum; ama kimi çevrelerden, topluluklardan kötülük yayıldığı da bir gerçek. Bu kötülüğün kaynağı nedir? Bazen iyi insanlardan bile, iyi insanların birleşmesinden bile neşet edebildiğine göre kötülük sahiden çok güçlü ve işimiz de zor demektir. Hak ve halk adına çalışmayanlar, kötülüğe ayıracak bolca zaman bulur. Ben de bazen kendime kızmıyor değilim, neden oturup böyle yazılar, şiirler yazarsın ki be adam? Kafanı başka şeylere çalıştırsana. Sana ne emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i anil münkerden? Yazı yazacağına birilerinin kuyusunu kaz mesela. Yüzüne güldüklerinin arkasından iş çevir. Birçoğu öyle yapmıyor mu? Kur’an’ın “Çoğunluk hüsrandadır” demesine bakma, çoğunluğa uy.
            Yazının girişindeki kategorizasyondan biraz ilerlemek istiyorum: İkinci gruptakilerin yolunu takip etmenin çok sıkıntısını çektim; gelip geçici eleştiriler ya da polemikler çok sorun değildi, bunlar baş edilebilir şeyler. Asıl sıkıntı dipte yaşanıyor, yaptıklarınız ilgi gördükçe yani isminiz genişledikçe ruhunuz daralmaya başlıyor. İşte bu ruh daralması büyük dert, benden önceki kuşaklardan birçok değerli şairin de bunu yaşadığını biliyorum. Şiirde ısrar etmenin benim için en önemli kazançlarından biri, bu ısrar sayesinde bazı değerli birliktelikler kurabilmekti; ruhsal daralmayı dostluklardaki genişlemeler dengeliyordu bir bakıma. İnsan ilişkilerinde saygı ve nezaketi hep önemsedim ama çevremi genişletmeye değil dost kazanmaya baktım, tüccar olma gibi bir hayalim yoktu çünkü. Zamanımın ve zamanımızın birçok değerli insanıyla muhabbet ettim, geyik de yapabilirdim pekala, muhabbetten geyiğe evrilen yoz bir vasatta yaşıyoruz zaten, buna ben de ayak uydurabilirdim. Söz konusu değerleri tanımamda yahut onlarla ortak bir dil geliştirmemde şiir doğrudan etkiliydi. Şiire bu anlamda büyük borcum var. Ben yine de ilk gruptakilere imrendiğimi yinelemeliyim, düşünsenize Avrupa’nın güzel şehirlerinden birindeyim, Türk şiiri ölmüş kalmış bana ne, nasılsa internet de var, arada sırada birkaç Türkçe şiir (!) yazıp buradaki dergilere gönder, altına da Roma diye ekle, bak o zaman yaşamak da şiir yazmak da ne kadar tatlı oluyor. La Dolce Vita!

Aykut Nasip Kelebek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder