14 Mayıs 2018 Pazartesi

PROUST, PARİS BELEDİYESİ'NİN YAZARLIK ATÖLYESİNDEN YETİŞMEDİ Mİ (!)



zafer acar ile ilgili görsel sonucuBelediye, vakıf, dernek vs. bünyesinde şiir ve öykü atölyeleri kurulmasını eleştirip duranları, bu atölyelerden şair yazar çıkmayacağını iddia edenleri anlamakta zorlanıyorum; edebiyat tarihi bilgisi yok böylelerinin. Atölyelerden şair yazar yetişmez olur mu hiç. Dünyaca ünlü, kimi Nobel ödüllü, şaheserleriyle kütüphanelerimizi oluşturan yazarların istisnasız hepsi de bir atölyeden yetişmiş. Mina Urgan’ın Virginia Woolf’la ilgili çalışmasını okuyanlar, Woolf’un 20. yüzyıl başı İngiltere’sinde atölye atölye dolaştığını bilir mesela. Joyce’un Dublin Belediyesi’nin açtığı yazarlık atölyesine uzun yıllar katıldığı sır değil. Proust’un o büyük yazarlık gücünü ve dillere destan disiplinini Paris Belediyesi’nin yazarlık atölyelerinde edindiği edebiyat tarihlerinde sık sık geçer. Sadece Batılıların değil bizim şair yazarlarımızın da çok ciddi atölye geçmişleri var. Tanpınar, senelerce Yahya Kemal’in Fatih Belediyesi’nde açtığı şiir atölyesine devam etmiş, onunla ilgili biyografi kitaplarında, Tanpınar’ın dönemin Fatih belediye başkanından aldığı yazarlık sertifikasını görebilirsiniz. Paris’e gidene kadar Necip Fazıl da bu atölyeye devam edenler arasındaymış. Sezai Karakoç’un, Necip Fazıl’ın şiir atölyesinden yetiştiğini söylememe gerek yok herhalde. Orhan Pamuk’un, Yaşar Kemal’in Şişli Belediyesi’nde düzenlediği yazarlık atölyesinden çıktığını zaten bütün dünya biliyor. İşte bütün bu örnekler ortadayken belediyelerin bin bir emekle düzenlediği yazarlık atölyelerine dil uzatmak haksızlık olur, gerçi haksızlıktan bol ne var piyasada, geçelim.

ibrahim tenekeci ile ilgili görsel sonucu Şimdi, buraya kadar söylediklerimi gerçek zannedip hemen kendine bir atölye aramaya başlayan gençler varsa dursunlar, ironi yapıyorum. Kitaplığımı oluşturan şair yazarlardan kiminin uzun yoksulluk yılları, kiminin zorlu hapishane serüveni, kiminin sersefil bohem dönemleri, kiminin ihtiraslı aşkları, kiminin hâlâ kendisine yakıştıramadığımız siyasi tercihleri var; ama hiçbirinin bir atölye geçmişi yok. Hepsi, yaşadıkları çağda yazarlık atölyesi olsun olmasın, o tip yapılara da o yapıların başında duranlara da burun kıvırmış; yaratıcılığı kurslarda falan değil kendi hayal dünyalarında, kendi belalı dehalarında aramışlar. Bugün de yetenekli, özgüven sahibi gençler atölyelere yönelmiyorlar, edebiyatın işleyişi her dönemde üç aşağı beş yukarı aynı. İşin katılımcı tarafı böyle, bir de düzenleyici boyutu var ki orası evlere şenlik: Bu atölye işleri, ilçe milli eğitim müdürlüklerine, kaymakamlara, liselere, ortaokullara kadar yayılmış durumda. Genellikle, birikimsiz ama gerçekten birikimsiz, yeteneğini/eleştirel bakışını/edebiyat tarihi bilgisini eserleriyle kanıtlayamamış; şiiri, öyküsüyle kıymeti kendinden menkul isimler atölye açıyor; olan, edebiyatı, ortamsızlıktan böyle organizasyonlarda arayan gençlere oluyor. İyi çıkış yapan bazı yazarlarınsa atölyecilik yüzünden zamanla hem saygınlığı yitiyor hem de atölyelerin yoğunluğuna bağlı zaman kaybı nedeniyle metinleri zayıflıyor. Öyküyü, hadi öykücüler tartışsın; ben hiç niteliği üzerinde hepimizin uzlaşmaya vardığı bir şairin şiir atölyesi açtığını görmedim. İbrahim Tenekeci atölye matölye açmadı mesela, Zafer Acar da. Kaldı ki Tenekeci ve Acar’ın atölyecilikten kaçarken yetiştirdikleri gençlerle okula dönüşmeleri gibi bir gerçek var değil mi, anlayanlar için çok şey söylüyor. Atölyecilikle ilgili son sözüm:  Bu iş de büyük oranda konjonktüre göre biçimleniyor. Siyaseten etkili olduğu dönemlerde, diyelim on yerde atölyesi olanlar; nüfuzlarının yitimiyle bir bakıyorsunuz, sadece (!) üç-dört yerde atölye açabilir hale gelmiş. Haberleri izlemeye devam edin.
     Ülkemizde kültür sanatın yaşadığı problemlerin çözümü atölye açmak, geçtiğimiz hafta sonu düzenlenenler gibi İstanbul Kültür Çalıştayları hazırlamak değil; ben tam aksine, bu çeşit organizasyonların kapısına kilit vurulursa kültür sanat namına esaslı bir gelişme sağlayabileceğimizi düşünüyorum. Bu atölye ve çalıştay gibi mantar misali türeyen şeyler, doğaları gereği çözüm üretmez, problem olarak yaşar giderler. Diyeceksiniz ki atölye açma, çalıştay hazırlama, e ne yapalım? Memlekette anlamsız, lüzumsuz, tamamen konjonktüre yaslanmış, adeta ortaokul sene sonu hazırlıkları cinsinden bir kültür seferberliği var; bir koşuşturma, bir curcuna, demeyin gitsin. Benim önerim: Bir sakinleşmek, bir el yüz yıkamak, bir soluklanmak; yeterli sükunetten sonra daha sağlıklı bir zemine ayak basacağımızı düşünüyorum.  Bir önerim de sana genç adam: Atölyeyi terk et, çalıştaylarla dalga geç, kültüre tek satır katkı sağlamadan kültür adamı pozlarına girenlerle yaşına başına bakmadan alay et, fakültedeki hocalarına hangi eserleriyle akademide fark yarattığını/çığır açtığını sor, evine dön, masana otur. Oku ve yaz.

Aykut Nasip Kelebek


  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder