6 Mart 2014 Perşembe

VASAT BİR USTA (!): TUĞRUL TANYOL

     
Mühür Dergisi son bir iki yıldır nitelikli sayılara imza attı. Özellikle söyleşi ve kuramsal yazılar bu nitelikte rol oynadı. 80 kuşağı ile ilgili de iyi işler ortaya çıktı. Fakat 80 kuşağını merkezine alan dergi gereksiz yere kuşağa öncü bir isim sunma gayretiyle Tuğrul Tanyol’u öne çıkardı. Şiir görgüsü ve şiiriyle vasat noktalarda dolaşan Tanyol için ağır bir yüktü bu.
     Derginin 51. sayısında sunuş yazısından sonra Tanyol ustanın (!) “Eşssiz Yapıt”( tashih gibi görünen –s sesi metnin imzası dolayısıyla bilinç taşıma ihtimaline sahip) başlıklı bir yazısıyla karşılaşıyoruz. Usta Batı sanatına ve özellikle müziğine hakimiyetini metin boyunca ortaya koymuş! Arada da yerli-yabancı bazı isimleri gündemine taşımış. Hangi bağlamda: “Sanatçı eşsiz tek bir yapıt ortaya koymak için mi uğraşır? O eşsiz tek yapıtı ortaya koyduğunda diyelim, bunun ayırdında olacak mıdır? Yoksa yaşamının tüm serüveni o eşsiz yapıta ulaşmak için gittiği yoldaki öteki ürünleri midir?” Bu sorularla yazısına giriyor Tanyol. Metnin içinde geçen büyük isimlerin yanına ufak bir anekdot ile sokulma gayretinde olduğunu da belirtelim.
     Yazı boyunca klişe yargılarla karşılaşıyoruz. Yazarın ele aldığı konu eğer üzerinde fazlaca düşünülmüş bir meseleyse –ki eşsiz yapıt konusu böyledir- metin yazardan ekstra yaratıcılık bekler. Kendini ve başkasını tekrardan böyle kaçınılabilir ancak. Aslında mesele bu değil. Tekrara, gevezeliğe alıştık ne de olsa. Asıl mesele haddini bilmezlik. Art niyet.
     Haddini bilmemekten başlayalım, bu noktada Tanyol’un sesine ihtiyacımız var: “Necip Fazıl onca sıradan şiirden sonra bir gün
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
deyivermiştir.” (Vurgu benim) Necip Fazıl bu şiiri (Sakarya Türküsü) yazdığında tarih 1949’du. Otel Odaları, Kaldırımlar, Bekleyen, Beklenen, Takvimdeki Deniz, Geçen Dakikalarım, Ne İleri Ne Geri hatta ve hatta Çile dahi yazılmıştı. İnsaf be kardeşim. Sen hangi cüretle artık topluma mâl olmuş bu şiirlere sıradan diyebiliyorsun. Öfkelenmeye lüzum yok aslında. Bakın usta yukarıda ortaya koyduğu çelişkiyle nasıl da avaz avaz saçmalıyorum diyor: “Fahriye Abla’ya mı geliyoruz? Dranas’ın yazdığı başkaca güzel şiirlere rağmen bu boynuna asılı kalmıştır. Haşim için 0 Belde, Necip Fazıl için Kaldırımlar bir cehennem yaratmış mıdır diye düşünürüm.” (Vurgu benim) Kaldırımlar başlıklı şiirlerin üçü de 1927 tarihini taşıyor. Benim adıma sözün, Tanyol adına yazının bittiği yer burası olsa gerek.
     Art niyet iyice dikkat edilmezse metnin içinde gizli kalabilir. İki nüansta beliriyor bu hince duygular. İlki elbette Necip Fazıl’ın 45 yılını sıradanlaştırmanın içinde. Bu yaklaşımın daha da derinlerinde Necip Fazıl övgüsünü iki mısraya sıkıştırmak var. Yani bir şiir bile değil. Nâzım Hikmet için 500 küsur sayfalık Memleketimden İnsan Manzaraları’nı gündeme getirirken Necip Fazıl’a bu iki mısranın geçtiği Sakarya Türküsü’nü çok görmek. Ayıp. Bir de yukarıda alıntıladığım soruların üçüncüsüne bakmak lazım. O sorusuyla Necip Fazıl’ın 45 yıllık yaşamının tüm serüveni sıradanlaşmakla kalmayıp hiçe sayılıyor Tanyol tarafından.
     Bazı kimseler Necip Fazıl’ın Abdulhakim Arvasi’ye intisabından, Müslüman bir birey gibi yaşayıp yazmasından sonraki süreçten duydukları rahatsızlığı 34’ten sonra şiiri bitti! gibi dayanaksız ifadelerle dile getirdiler, getiriyorlar. Bunları anlayabiliyoruz. Onlar İslâm’a düşman, kalpleri kararmış kimseler. Özne Necip Fazıl olsa da hedef başka. Peki ya Tuğrul Tanyol gibi ne dediğini bilmeyenlere ne demeli. Yukarıda bazı şeyler söyledik. Yeter mi? Emin değilim. Fakat asıl tehlikenin bilinçsizlik olduğunu düşünürsek söylemekten usanmamalı.
     Metnin başlığı –s sesinin fazlalığıyla dikkatimizi çekmişti. Dikkatimizi bir de “Nas” suresine verelim: “Kul, euzü birabbin nâs, melikin nâs, ilâhin nâs, min şerril vasvasil hannas, elleziy yuvesvisu fiy sudûrin nâs, minel cinneti ven nâs.”

Abdullah İlhan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder