13 Nisan 2018 Cuma

HAKAN ARSLANBENZER’İN MUSAHHİHLİĞİ


turgay demirel ile ilgili görsel sonucu“Olağan Şiir” dergisinin editörü Turgay Demirel’le komşu mahallelerde oturuyoruz: Çeliktepe-Gültepe. Telefon açtı bana, bu arada liseden de öğrencim, “hocam, görüşebilir miyiz? Hakan Abi (Arslanbenzer) twitter’da bir şeyler paylaşmış ama anlayamadım,” dedi. Ben de “her zaman oturduğumuz kahveye gel Turgay,” dedim. Turgay geldi, bir soru işareti gibi görünüyordu. Şimdi burada bir benzetme yaptık ya, Hakan Arslanbenzer rahatsız olur, benzetmeden hazzetmez çünkü. O, onun derdi. Konuşma diliyle kimse baş edemez. Hakan Arslanbenzer’in tweetlerini okudum, anlamaya çalışmadım, hemen anladım: “Olağan Şiir” dergisini çok beğenmiş. Turgay’ı kutladım çünkü Hakan Arslanbenzer, edebiyatımızın soyu tükenmekte olan iyi eleştirmenlerinden biri; fakat kötü bakmasıyla meşhurdur. Öznellik ve nesnelliğin dengesini tuttursa metinlerine doyum olmayacak. Hakan Arslanbenzer, gençleri yererek var etmeyi seviyor. Birçok usta şair-eleştirmen, gençlik dergilerine, gençlerin metinlerine değinmiyor bile. Hakan Arslanbenzer, Tanrı’yı reddederken bile Tanrı’nın varlığını ikrar eden ateistler gibi adeta. Felsefede bilinir, olmayan şey reddedilemez. Bu benzetmeye de kızar, zaten rahatsız olsun diye yazıyoruz.
         Önümde “Cins” dergisinin Nisan sayısı, tam da Hakan Arslanbenzer’in “Mecburiyet İslamcılığı” yazısını okuyorum. Turgay’a, “bak Turgay, yazında her zaman tashih çıkacaktır ama Hakan Abininki gibi şöyle somut hatalar yapma: ‘İstiklal Harbi esnasında dahi İstanbul’dan ayrılmamış şair (Yahya Kemal)’ (Cins, s. 8, Nisan 2018). Görüyor musun, Yahya Kemal gibi büyük bir şairi bile iyi okumamış Hakan Abin, buradaki hatayı fark ettin mi, dur laptopum yanımda, 'Dergâh' dergisiyle ilgili bir yazım vardı, oradan göstereyim sana. Evet, buldum, gel kendin oku,” dedim: “Dergâh dergisinin mesul müdürü Mustafa Nihat (Özön) 1921 Temmuz’undaki Kütahya-Eskişehir yenilgisinin Yahya Kemal üzerindeki etkisinden şöyle bahseder: ‘Yunan ordusunun ileri harekâtı başlayınca son derece vehimli, oldukça da korkak olan hocamız, bizi, öğrencileri ‘Dergâh’ı bırakıp Bulgaristan’a kaçtı, çünkü tutuklanacağı korkusuna kapılmıştı. Gerçi oradan da yazılar gönderdi bize, işte o ‘Balkan’a Seyahat’ filan gibi, ama o seyahat filan değil düpedüz kaçıştı. Altı ay kadar sürdü bu. Sonra Anadolu’nun ileri harekâtı başlayınca yine yüreklendi.’ ” (cilt I, giriş). “Turgaycığım” dedim, “Yani İstanbul’dan Milli Mücadeleye katılmak yerine Balkanlara kaçmış Yahya Kemal, İstanbul’da durmamış. Bu bilgiye sahip olsaydı Hakan Abin, hiç şüphesiz Yahya Kemal’e daha sıkı çakardı. Neyse, ona bu konuda biz yardımcı olmuş olalım, ne de olsa Yahya Kemal’i indirmeye tek kişinin gücü yetmez.
            Şimdi, Hakan Abinin senin metninde bulduğunu iddia ettiği hatalara gelelim. Ne demiş Hakan Abin: [‘Birçok nitelikli metin’ değil ‘nitelikli birçok metin’. İlk ifade metnin birçok niteliği olduğu anlamına gelir.] Öncelikle burada sadece bir yanlış var, o da Hakan Abinin imlasında. ‘Nitelikli birçok metin’ derken noktayı tırnağın içine koymalıydı. Sen bu hatayı metinlerinde yapma mesela. ‘Birçok’ belgisiz sayı sıfatıdır, niteleme sıfatlarıyla kullanılırken isimden önce sayı sıfatının kullanılması dil bakımından daha doğrudur, Hakan Abin bir yanıyla haklı bir yanıyla haksız; çünkü sayı ile niteleme sıfatı kimi zaman yer değiştirebilir. Dil bize bu hakkı tanıyor. Hakan Abinin mantığıyla hareket edersek ‘Yedi Güzel Adam’ yerine ‘Güzel Yedi Adam’ demek zorunda kalacağız ve güzelim dilimizi bozacağız. Başka örnek vermeye gerek yok zaten, mesele anlaşılmıştır. Başka ne demiş: [Fayrap’a İtibar’a isyan edeceksen ‘önemsemekteler’ gibi garip ifadelerle yazı yazmamam lazım? Önemsiyorlar diyeceksin. Türkçe bu.] Burasını, Turgay, ben de anlamadım. Ne demek istiyor Hakan Abin, -makta, -mekte zarf fiil ekini dilden kovmaya mı çalışıyor? Valla, dilbilimciler bunu duymasın, fena yaparlar adamı. Başka: [‘Oysaki’ var bir de. Oysa değil halbuki değil; oysaki. Japon.] Turgaycığım, sanırım Hakan Abin şaşırmış, oysaki bağlacının sadece oysa şeklinde yazılabileceğini düşünüyor. Google’ı aç bakayım, oysaki, mademki yaz, ne çıkıyor: ‘Birkaç örnekte ki bağlacı kalıplaşmış olduğu için bitişik yazılır: belki, çünkü, hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki. Bu örneklerden çünkü sözünde ek aynı zamanda küçük ünlü uyumuna uymuştur.’ ”
hakan arslanbenzer ile ilgili görsel sonucu
“Sorun var mı Turgay?”
“Var hocam, ben hiçbir şekilde ‘İtibar’ı ve ‘Fayrap’ı hedef almadım. Hakan Abi bunu nerden çıkardıysa anlamadım.”
“Hakan Abin kuyuya taş atmakla meşhurdur, rahat ol.” dedim.
Gelelim Samet Kara’nın şiiri hakkında söylediklerine: “Kötü şiirde şunlardan en az birer ikişer tane bulursunuz: Teşhis (kardan adama baba demek) / Telmih (Hadi Ferhat baba güçlüsün.. Ferhat ile Şirin’e telmih / Mübalağa (ziyadesiyle buzları erittim dağlardan…)”
“Hakan Abin, biliyorsun, Neo-Epik diye bir şiir akımı yaratmaya çalıştı. Bütün bir şiir dünyasına buradan, dolayısıyla fazla öznel bakmaktan kendini alamıyor. Söz sanatları binlerce yıldır var, binlerce yıl da olacak.
Benim için de bir şeyler söylemiş ya: ‘Zafer Acar’ın Mülkiyetsizim şiiri hoş bir nükteden ibaret. Orhan Veli nüktesi.’ Anlaşılan şiirimi pek beğenmemiş; bu, şiirimin iyi olduğu anlamına gelir. Bundan sonra da Hakan Abinin beğenmeyeceği şiirler yazmaya devam edeceğim.
Peki Turgay, sen ‘Mülkiyetsizim’i beğendin mi?”
“Bilemiyorum hocam.”
“Evet, Turgay; iyi şiir, okuyucuyu şüphede bırakır.”   

Not: Sevgili okuyucu, sizce bu metinde tashih var mıdır? Bu soruya cevap aramayın. Tashih, imla kılavuzunda bile bulunabilir.

Zafer Acar


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder